Ali 的个人资料 MERHABA DOSTLAR ! ...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


3月30日

neyzen teyfik

 

neyzen teyfik

Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda

Başı açığa neden türban sorarsın?

 

Rakı, şarap içiyorsam sana ne

Yoksa sana bir zararı, içerim

İkimiz de gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

 

Esir iken mümkün müdür ibadet

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et...

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet.

 

İşgaldeki hali sakın unutma

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

 

Neyzen Tevfik

ENTERESAN AMA GERÇEK

 

ENTERESAN AMA GERÇEK
MATEMATIK OLAYI...
Ev telefonunun ilk 3 rakamını yaz ( alan kodu kullanma!)
Bu 3 rakamı 80 ile çarp
1 ekle
250 ile çarp
Ev telefonunun son 4 rakamını ekle
ayni 4 rakami bir daha ekle
250 çıkar
2 ye böl...

bakın bakalım ne çıkacak!
3月29日

müziklerim

 

müziklerim
   
3月27日

alyans


 

         Alyansı neden dördüncü parmağımıza takmalıyız

Bunun, Çinliler'in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var...
Başparmak, anne-babanızı,
İşaret parmağı, kardeşlerinizi,
Orta parmak, sizi,
Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı,
Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.


İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin.

     Daha sonra kalan dört parmağınızı da fotograftaki gibi açıp, uç uca getirin.
     Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın...      Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız. 

     Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın.    Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.

     İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.

     Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın. Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız. Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir arada yaşarlar... İyi günde ve kötü günde....

GÖZLERİN SOKAK İSİMLERİ


 

GÖZLERİN SOKAK İSİMLERİ

gözlerin,
sokak isimleri bu akşam,
adımladığım..
batan güneşti sarı saçların,
şiirimdi şiirin,
martı çığlıklarında.. 

kışın hüzünlere döndüğü sularda,
yudumluyorum özlemini,
yüreğimde yüreğin,
gözlerin?
ben de değil..
şimdilik..

geliriz, gün olur geliriz..
kuş kanatlarında..
belki..
zamanlar çalıp,
adanmış zamanlarımızdan..
gelmesek bile, benim gözlüm,
gelemezsek,
geldik sayarız en azından,
geometrik dizilerde çoğaldıkça hayallerimiz..

sen..
limanıma yanaşan bir gemiden,
kaçak bir yolcu gibi inen,
gözlerimden, özlem özlem dökülen,
kimliğindeki adı ...... olan kadın..
yalnızlığıma ne kadar yakıştığının
farkında mısın?

FARKIMDA MISIN?

belki bir çiçeğin yaprağı kanamaktadır
bir yerlerde şimdi.
belki bir yerlere kar yağmaktadır.
üzülme ve ağlama, benim gözlüm,
yokluğundan, yıkılmışsa bir yanım,
bir yanım ayaktadır..

3月26日

Hayata Dair

 

Hayata Dair

 

* Dal rüzgarı affetmiştir ama, kırılmıştır bir kere.
 
*Bir çok insan mutluluğu burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar.

*İnsanların yaptığı sahte paralardan çok paraların yaptığı sahte insanlar vardır.

*İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olmadıklarını önemser.

 

*Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz

 

*Akıllı olupta dünyanın kahrını çekeceğine;deli ol da dünya senin kahrını çeksin.

 

*Bazı insanlar güzel çiçeklere erişmek için uğraşırlarken ayaklarının altında ezilen
papatyaların farkına bile varmazlar.

*Unutmaya çalıştıklarımız asla unutamadıklarımızdır.

 

*En çok pişman olduğum şey; pişman olacağım diye yapamadıklarım ve dokunamadıklarımdır

 

*Bulunduğun Kıyıdan Ayrılmazsan Okyanusun Ötesindeki Adalara Asla Ulaşamazsın.

*Silgin kaleminden önce bitiyorsa yanlışların çok demektir.

*Dünya 3 günlüktür.Dün, bugün ve yarın.Dün gecti, yarının geleceği belli değil, öyleyse bügünün kıymetini bil...

*Hayat kazanmayı öğrendik ama Yaşamayı öğrenemedik. Hayatımıza yılları kattık ama yıllara hayat katamadık.

*Herzaman doğruyu söyle..Ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın ...

*Esaret dağlarında gül olmaktansa, hürriyet dağlarında diken olmayı tercih ederdim...

GülümsemeKırmızı gülKırmızı gül

haber

Meral Tamer

Mesir macunu Başbakan’a da lazım olabilir

Pazar günü evde keyif yaparken kızım “Anne çabuk gel, televizyonda kaçırılmayacak bir manzara var” deyince, yemeğin altını kapatıp salona koştum.
Sanki tümüyle erkeklerden oluşan bir miting alanı... Setin üzerinde Başbakan Erdoğan, rengarenk mesir macunlarını kalabalığa avuç avuç fırlatıyor, hemen yanı başında Emine Erdoğan, çuvaldan aldığı macunları eşinin avucuna yetiştirmeye çalışıyor.
Alanda bir izdiham, bir izdiham... Macunu kapabilmek için havaya sıçrayanlar, çocukları-yaşlıları yere deviriyor. Ezilme tehlikesi geçirenler ve bayılanlar için acil servis anonsları yapılıyor.
TGRT Haber, Manisa’daki Mesir Saçma Şenlikleri’nden canlı yayında. Korumalar bir yandan etrafı gözlerken, diğer yandan da şemsiyelerini açmış, Sultan Camii’nin kubbe ve şerefelerinden fırlatılan macunların, Başbakan’ın başına çarpmasını engellemeye çalışıyorlar.

Gelenek başlatmış!
Bu işte bir terslik var ama ne? Manisa Milletvekili Bülent Arınç, ekranda Erdoğan’ın yanında belirince, birden Arınç’ın geçmiş yıllarda ellerini havaya kaldırmış, macun kapmaya uğraşan fotoğrafları gözümün önüne geliyor ve benim için durum netleşiyor.
Haber, dünkü gazetelere “Mesir saçan ilk Başbakan” başlığıyla yansımıştı. Doğru, ama eksik. Zaman gazetesi işin özünü yakalamış:
“Başbakan Erdoğan, 486. Manisa Mesir Saçma Festivali’nde yeni bir gelenek başlattı. Geçen yıllarda protokol, saçılan macunları kapmak için yarışırken Erdoğan, vatandaşlara mesir dağıttı.”

Arınç’ın karnesi
Arşivlerde karşımıza geçmiş yıllardaki Mesir Macunu Festivali’nde en yüksek protokol olarak TBMM eski Başkanı Bülent Arınç çıkıyor; tabii macun kapmaya çalışırken... Arınç’ın macun karnesi bile mevcut:
2003’de 8 adet macun kapmış; 2004’te 11, 2005’te 45, 2006’da 41... Arınç’ın her yıl yükselen performansı, 2007’de 120 mesir macunuyla zirve yapıyor.
Geleneklerine bağlı olmakla her fırsatta iftihar eden Başbakan Erdoğan, 486 yıllık mesir macunu geleneğini neden bir kalemde elinin tersiyle itti?
AKP’nin mesir macunu kadrosunu dünkü Vakit gazetesinden öğrendik:
“Başbakan ve eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tarım Bakanı Mehdi Eker, AKP Genel Başkan Yardımcıları Hüseyin Tanrıverdi ve Nükhet Hotar Göksel, Manisa Milletvekilleri Bülent Arınç, Mehmet Çerçi, İsmail Bilen, Recai Berber...”
Bu güçlü protokol, halkla birlikte macun kapsaydı, incileri mi dökülürdü?
Erdoğan, AKP’ye kapatma davası açılmasıyla birlikte, seçim kampanyasını başlattı. Dış gezileri falan bıraktı, Türkiye’yi dolaşıyor. Güneydoğu’dan başladı. Emine Hanım’ı da yanına alıp, her gün bir yerde konuşuyor. Her gittiği yerde aynı mesajı veriyor: “Sizin elinizden bu memleketi almak isteyen bir takım seçkinler var. Benim kıymetimi bilin!”
Manisa’da ilave bir temennide bulunmuş: “Bu mesir inşallah sadece fiziki bir şifa vermekle kalmasın, ülkemizin aydınlık yarınlarının da
müjdecisi olsun.”
Başbakan’ın, 486 yıllık geleneği bozarak dağıttığı macunun, ben fiziksel şifa vereceğinden bile kuşku duyarım. Kaldı ki “ülkemizin aydınlık yarınları için”se, asıl kendisinin mesir macununa ihtiyacı olabilir.

3月24日

teşekkür

 

67871_wallpaper110

 
  
Sayfamda   dakika   saniye misafirim oldunuz  
Teşekkürler!..
..yine beklerim.. 
 
(ALİ DEMİR )

  

3月23日

SİL BAŞTAN


 

 

Sil Baştan

Gücün Var mı Sevgilim
Derin Sularda İnci Tanesi Aramaya
Cesaretin Kaldıysa
Hala Benle Aşktan Konuşmaya
Söyle Canım Sevgilim
Hayat Bize Oyun Oynuyor Olabilir mi
Yorgun Gibi Bir Halin Var
Duyguların Karışık Olabilir mi
Sil Baştan Başlamak Gerek Bazen
Hayatı Sıfırlamak
Sil Baştan Sevmek Gerek Bazen
Herşeyi Unutmak
Sanki Bugün Son Günmüş Gibi
Dolu Dolu Yaşamak İstiyorum Ben
Her Ne Çıkarsa Yoluma
Selam Verip Yürümek İstiyorum Ben
Sil Baştan Sevmek Gerek Bazen
Hayatı Sıfırlamak
Sil Baştan Sevmek Gerek Bazen
Herşeyi Unutmak...

BUGÜNÜ YAŞIYORSAM, YARININ SENİ BANA GETİRECEĞİNE İNANDIĞIM İÇİNDİR...

 

                                                                       

 HERKES İÇİN BİRAZ MUTLULUK

 

Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.

Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu

bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

 

Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl

olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..

“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

 

Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,

Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

 

Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye

gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,

her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...

Nasıl başarıyorsun bunu?

 

Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki

seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.

Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki

seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

 

Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.

Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..

Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını

göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

 

Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?

Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.

Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl

davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl

etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının

iyi ya da kötü olmasını seçersin...

Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

 

Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar

görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek

yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

 

Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun

için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...

Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.

Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

 

Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.

Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi

Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.

Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..

Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

 

Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..

Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.

Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.

Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla

sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki

ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler

bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,

biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

 

Ne yaptın? diye merakla sordum..

Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak

herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..

Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler

merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi

toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

 

Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..

Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.

Otopsi yapar gibi değil..

 

Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları

sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük

katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

 

Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız

ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..

Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..

 

 

Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

 

1. Unutup gitmek.

2. Kesip saklamak,

 

fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

 

Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.

 

FRANCİE BALTAZAR-SCHARTZ


 
 
                                                                                                                                                                                                               
 HARİTADA BİR NOKTA

 

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam, gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet,

havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar... Robenson Kruzoe'yi okumuşumdur herhalde;

unuttum gitti. Onun zoruyle mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya

daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi ummuyorum ama belki de o yüzdendir.

Haritada ada görmeyeyim. İçimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir.

Hemen gözlerimin içine bakan bir köpek, hemen az konuşan, hareketleri ağır, elleri çabuk,

abalar giymiş bir balıkçı, yırtık muşamba kokusuyla beraber küpeşte tahtaları kararmış, boyası

atmış ağır ve kaba bir sandal, sandalın peşini bırakmayan bir kuş, ağ, balık, pul, sahilde harikulade

güzel çocuklar, namuslu kulübeler, kırlangıç ve dülgerbalığı haşlaması, kereviz kokusu, buğusu tüten

kara bir tencere, ufukları dar sisli bir deniz...
Tabiat; çoğunca dosttur. Düşman gibi gözüktüğü zaman bile insanoğluna kudretini ve kuvvetini tecrübe

imkanları veren, yüz vermez bir babadır; fırtınasında kayığını batırdığı zaman yüzmesini, rüzgarında

kulübenin damını uçurduğu zaman daha sağlamı, daha hünerliyi bulmayı öğretiyor, canavariyle karşı

karşıya bıraktığı zaman adale kuvvetini sınıyordur. Orada, dört tarafı su ile çevrili yerde insanların

büyük, sağlam dostluklar, sağlam adeleler, namuslu günler ve gecelerle birbirine sokulmalarını, yardımlaşmalarını

buyuran rüzgarlar, fırtınalar, deniz canavarları; kayaları günlerce, haftalarca döven dalgalara ancak tabiatın

buyurduğu şekilde yaşanabileceğini, sıkı ve sağlam adalelerin çelimsizlere yardım için, keskin aklın daha kör,

daha mülayim, gürültüsüz ve yavaş akla, hatta akılsıza arkadaşlık için verildiğini, çorbanın çorbasızlara taksim

edilmek içinmiş gibi koktuğunu öğreten, belki öğretmeden öyle iyi, öyle mübarek anadan doğulduğunu hayal ettiren

bir düşünce ile haritalardaki maviliğin ortasında, kocaman kıtaların kenarındaki büyük denizlerin bir tarafına

kondurulmuş adalara bakar, kurar dururdum.
Yatak odama da bir tane asmışımdır; geceleyin yatmadan evvel okuduğum kitaba inanmazsam, canım sıkılırda

gözümü kitaptan kaldırırsam haritaya gözüm ilişsin diye. Haritayı görünce bir nokta ada, ada görünce de hemen

fırtınaları, rüzgarları, uğultuları, köpekbalıklarını, sonra birdenbire adanın namuslu insanlarını hatırlayıveririm.

Haritada herhangi kargacık burgacık bir şekil almış adalara, karasevdalıya kurşun döken bir ihtiyar kocakarının

aklı veya sezişleriyle dalar, bir şeyler bulup çıkarırım ya, daha çok şekilsiz, ancak bir nokta gibi gözüken adalar

merakımı çeker.
Bir gece, ansızın bir motor, katranlı bir iskeleye yanaşır. Işıkları kan portakalı kırmızılığında yanan haritadaki

nokta adaya çıkıveririm. Hemen üç günlük sakalı pırıl pırıl, beyaz, orta yaşlı bir adam, yakaları kalkık, gocuklu

bir paltoya gömülmüş yüzüyle gülerek yanıma yaklaşır.
- Geldin mi, kardeş? - der.
- Geldim ağam - derim.
- Artık gitmeyeceksin ya?
- Aah - derim -, bir daha mı?... Bir daha mı?...
- Adamızdan iyisi yoktur.
- Yokmuş ağabey - derim.
- Babam sizlere ömür...
Gözümüz bulanmış, tahta havalesinden hiç gözükmeyen bahçeli bir eve gireriz. Bir asma çardağı altından geçeriz.
- Ben bir elimi yüzümü yıkayayım hele... -der, eve girmeden sağ kolda bir çeşme vardır, hatırlayıverir yönelirim.
Heyecandan, üzüntüden, utançtan, titreye titreye yüzüme suyu çarpa çarpa yıkanırım. İki üç kişi boynuma sarılır.

Komşular seslenir. Ürkütülmüş tavuklar bağırır, anam ağlar, ağam ekmek keser, bacım bardağı doldurur,

ben duvardaki ağları seyre dalarım.
- Hava bugün lodos muydu ağabey? - derim.
- Başlarken lodos başladı. İkindiye doğru batıya çevirdi. Şimdi batı karayelden esiyor ama çevirecek,

karayele çevirecek.
- Sonu kar mıdır ağabey, karayelin?
- Geldiğin yerlere kar, ama bize pek yağmaz... Sen nasılsın bakalım? Rengin iyi maşallah!
- Çok şükür ağabey!... Köy nasıl?
- Bildiğin gibi kardeş! Hep öyle... Çocuklar iskambile dadandı; başka bir kusurcukları yok.
- Parasına mı oynarlar ki?
- Yok be anam! Para nerde ki, parasına oynasınlar. Balığına oynarlar, misinasına oynarlar, çaparisine oynarlar,

olta iğneciğine oynarlar. Hele oynaya görsünler parasına da...
Hani Frenklerin "l'enfant prodique" dedikleri bir oğlan vardır. Ben o çocukmuşum; israftan, delilikten

dönmüşüm gibi olurum yatağımın içinde. Işığı söndürmemle uykumun başlangıcı arasına güneşli bir sabah, kayıklar,

bütün bir balıkçı köyü halkı dolar. Kalkık uçları çiçekle balık resimli çifte kayıklar, bir anda uzaklaşır.
Bugün deniz, yüz veren bir anne gibidir. Bu kadar naz etmemeli, bu kadar yüz vermemeli, bu kadar ışıklı,

bu kadar sakin, bu kadar lastik çizme gibi pırıl pırıl olmamalı deniz. Bunun yarını var. Dalga kırık cam parçaları

gibi keskin ve soğuk vurduğu zaman olacak, o canavar su, baştan girip sondan çıkacak...


SAIT FAIK ABASIYANIK

3月19日

Site de Vogue in Paris


 

397.gif

 

   

free music

 

 

 

 

3月16日

REHBERLİK

 

ÖSS kâbusu ve anne babalar

Üniversitelerarası Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) için başvurular başladı. Bu yıl, bu kadar sessiz ve sakin geçmesinin nedeni, liselerin 4 yıla çıkması nedeniyle, pek çok okulun mezun vermemesi. Yani bu yılki ÖSS maratonunda, bir anlamda sadece eski mezunlar yarışacak.
Peki bu durum, bu yıl ÖSS’ye girecekler için bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı? Herhangi bir olumsuzluk yaratmayacağı kesin. Ama bu yıl sınava gireceklere çok büyük avantajlar sağlayacağını söylemek de abartılı olur.
ÖSS’ye yönelik geçmiş yılların istatistiklerine baktığımızda, yeni mezunların, üniversiteyi kazananlar içinde ortalama beşte bir oranında olduklarını görüyoruz. Yani en fazla yüzde 20’lik bir avantaj söz konusu.
Aslına bakılırsa bu oran bile abartılı. Çünkü bu yıl mezun veren liseler, iddialı liseler ve kazanma oranları yüzde 20’lerin çok üzerinde gerçekleşecek.
İşte bu yüzden başvuran aday sayısını ve bu yılki özel durumu hiç dikkate almadan hazırlıkları sürdürmek en doğru olanı. Yoksa bir de bu yüzden derin hayal kırıklıkları yaşanmasın.
Puanlar düşer mi? Hiç sanmıyoruz. Kontenjanlar boş kalır mı? Onu da hiç sanmıyoruz. Peki 30’u aşkın yeni üniversitenin açılması kontenjan artışı getirir mi? O da mümkün değil. Çünkü sadece tabelaları değişti.
ÖSS’ye hazırlanan adaylara önerimiz, bir an önce başvurularını yapmaları. Başvurular, YÖK’teki değişiklik nedeniyle zaten gecikmeli başladığı için, ek bir süre verilmesi mümkün değil. Başvuru gerçekleşmeden ÖSS’ye girilemeyeceğini ve olası bir unutkanlığın size en az bir yıla mal olacağını özellikle hatırlatmak isteriz.

Bahar geldi...
3 Mart’ta başlayan başvurular 7 Nisan’da sona erecek. Sınav da 15 Haziran’da yapılacak.
Baharla birlikte öğrencilerdeki rehavet doruğa çıktı. Bu durumdan en fazla etkilenenlerin başında da ÖSS adayları geliyor. Ayakları, okula da, dershaneye de geri geri gidiyor. Stres dorukta. Adaylardan ne kendileri memnun ne de aileleri.
Dikkate almadıkları en önemli nokta ise tüm adayların aynı durumda olduğunun farkında olmamaları. Sanıyorlar ki, yeterince ders çalışamayan sadece kendileri. Oysa kafalarını kaldırıp biraz çevreyi gözleseler herkes aynı durumda.
Aynı durum aileler için de söz konusu. Müthiş gerginler. Çocuklarıyla birlikte sanki onlar da sınava girecekmiş gibi heyecanlılar. Bu yüzden de sürekli haydi daha fazla çalış baskısı içindeler.
Adayları en fazla kızdıran ise başkalarıyla kıyaslanmaları. Falancanın çocuğu günde şu kadar ders çalışıyor, günde şu kadar test çözüyor, senin aklın ise havada. Kazanamayacaksın. Onca emek, onca harcama hep boşuna gidecek diye öylesine çok konuşuyorlar ki, susturabilene aşkolsun.
O yetmiyor dershane öğretmenleri, o yetmiyor okul öğretmenleri, o da yetmiyor özel öğretmen ve çevre baskısı.
Şu dönemde üniversite adayı olmak gerçekten hiç de özenilecek bir pozisyon değil. Kâbusu kim ister ki!
Yine bu dönemin önemli tartışma konularından biri de hangi üniversite, hangi meslek ve hangi kent konularında kimin haklı olduğu. Anne babalar sanki gidip kendileri öğrenim görecekmiş gibi hemen her şeye karar veriyorlar. Adaylar itiraz edince de kıyamet kopuyor. En komiği ise meslek seçimi. Kimse hayalindeki mesleği seslendirmiyor. Nasıl olsa kazanamam diyor. Peki o halde ne istiyorsun denildiğinde ise cevap hep aynı: Neresi olursa. Gerçekten de öyle oluyor. Puan nereye tutarsa oraya gidiliyor. Sonuç: Mutsuzluk, karamsarlık ve gelecek kaygısı.
Gençleri, ailelerini ve toplumu derinden etkileyen bu süreç yeniden masaya yatırılmalı ve daha akılcı çözümler bulunmalıdır...

3月15日

EĞİTİM

Türk Kadınının eğitim seviyesi yükseliyor!
06.03.2008 11:29:00
Türkiye’de, 1997-1998 öğretim yılında 17 bin 828 olan kadın akademik
personel sayısı, 10 yılda yüzde 100’e yakın oranda artarak, 35 bin 87’ye yükseldi. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yer alan verilere göre, Türkiye’de son yıllarda kadının eğitim seviyesinde artış gözleniyor. 1990 yılı itibariyle kadınların yüzde 28’i okuryazar değil iken, 2003 yılında bu rakam yüzde 18,9’a düştü.

İlköğretimde net okullaşma oranı 1997’de kız çocukları için yüzde 78,97 iken, 2006-2007 öğretim yılında yüzde 87,93’e yükseldi. 1997-98 öğretim yılı için lise ve dengi okullarda kız çocuklarının net okullaşma oranı yüzde 34,16 iken 2006-2007 öğretim yılında yüzde 52,16 oldu. Fakülte ve yüksekokul düzeyinde ise 1997-98 yılında yüzde 9,17 olan kız çocukları için net okullaşma oranı, 2005-2006 öğretim yılında yüzde 17,41 olarak gerçekleşti.

2003 verilerine göre, yaygın eğitim kapsamında Halk Eğitim Merkezlerinde açılan meslek edindirme kurslarına devam edenlerin yüzde 61,1’i, sosyokültürel kurslara devam edenlerin yüzde 54,8’i, okuma-yazma kurslarına devam edenlerin yüzde 60,9’u kadın.

KAMPANYALAR ETKİLİ

Ancak, halen ilköğretim çağındaki 640 bin 583 kız çocuğu okula gitmiyor. İlköğretimin birinci basamağını oluşturan 6-10 yaş grubunda bulunan 3.3 milyon kız çocuğunun yüzde 15,8’i (522 bin 618), ilköğretimin ikinci basamağı olarak nitelenen 11-14 yaş grubundaki 117 bin 965 kız çocuğu, eğitimde yer almıyor. Okula gönderilmeyen veya okulu terk eden kız çocukları büyük oranda tarımsal faaliyetlerde veya evde aile işlerine yardımcı oluyor.

İlköğretim çağında olup herhangi bir nedenle eğitim sistemi dışında kalan, tüm çocukların, özellikle kız çocuklarının okullaşmasını sağlamak amacıyla 2003 yılında başlatılan "Haydi Kızlar Okula Kampanyası" süresince Türkiye genelinde 273 bin 447 kız çocuğun eğitimde yer almadığı belirlendi. Bunların yüzde 81’i (222 bin 800) okullulaştırıldı.

Özel sektör ve sivil toplum iş birliği ile 2000 yılında başlatılan ve maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanmasını amaçlayan "Kardelenler Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları" projesi kapsamında 12 bin 300 öğrenciye burs verildi. 7 bin 380 öğrenci liseden mezun oldu, 950 öğrenci üniversiteyi kazandı, 67 öğrenci ise üniversiteden mezun oldu.

KADIN AKADEMİSYEN SAYISI ARTIYOR

Son 10 yılda kadın akademik personel sayısında da gözle görülür bir artış yaşandı. 1996-1997 öğretim döneminde 17 bin 828 kadın akademik alanda çalışırken bu sayı, 2001-2002 öğretim döneminde 26 bin 154’e, 2006-2007 öğretim döneminde ise 35 bin 87’ye yükseldi.

2006-2007 öğretim döneminde üniversitelerde görev yapan 89 bin 332 akademisyenden 35 bin 87’si kadın. Bunların, 3 bin 464’ü profesör, 1906’sı doçent, 5 bin 252’si yardımcı doçent, 5 bin 536’sı ise öğretim görevlisi. Akademik personel arasında 3 bin 750 kadın okutman, 1196 uzman, 13 bin 958 de araştırma görevlisi bulunuyor.

UZMANLIK GEREKTİREN MESLEKLERDE KADIN ORANI YÜKSEK

Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yöneticiliklerde, kurul, komisyon ve komitelerde kadınların temsil düzeyi düşük olmasına rağmen uzmanlık gerektiren mesleklerde kadın oranları oldukça yüksek düzeyde.

Üniversitelerde öğretim elemanlarının yüzde 39’u, mimarların yüzde 36’sı, doktor ve operatörlerin yüzde 29’u, avukatların ise yüzde 33’ü kadın. Türk Dışişlerinde halen 7’si yurt dışında görevli olmak üzere 15 kadın büyükelçi görev yapıyor. Türkiye’de 18 kadın mülki idare amiri bulunuyor. Bunların 4’ü vali yardımcısı, 14’ü kaymakam olarak görev yapıyor.

Parlamentodaki kadın milletvekili sayısı, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde 50’ye yükseldi. Parlamento üyelerinin yüzde 9,1’ini kadınlar oluşturuyor. Ancak, kadının siyasal yaşama katılımının ilk basamağı olan yerel yönetimlerde temsili sınırlı. Mart 2004 yerel seçimi sonuçlarına göre, kadın belediye başkanlarının oranı binde 5,58. Belediye meclis üyelerinin yalnızca yüzde 2,42’si, il genel meclisi üyelerinin de yüzde 1,81’i kadın.

3月14日

sigara

Sigara en önemli kanser nedeni!

Kanser nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısının sigara kullanımına bağlı olduğunu bildirildi.

Kocaeli Üniversitesi  Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kazım Uygun,  yaptığı açıklamada, hücrenin kontrol dışı çoğalması olan kanserin ilk çağlardan beri insanoğlunun yaşam kalitesini düşürdüğünü ve yaşam süresini kısalttığını söyledi. Kanserli hastalarda hücrenin, canlının zararına çoğaldığını, organların işlevlerini yapmalarını engellediğini ifade eden Uygun, hemen her organda görülebilen kanserin yüzlerce çeşidi bulunduğunu, bunların yüzde 50’sini meme, akciğer, sindirim sistemi kanserlerinin oluşturduğunu bildirdi.

Sigara en önemli kanser etkeni

Kansere neden olan faktörlerin, kanser çeşidine göre değişiklik
gösterdiğini, insan ömrünün uzamasına paralel olarak kansere yakalanma olasılığının arttığını ifade eden Uygun, kanser hastalıklarında en belirgin etkenin sigara kullanımı olduğunu, bununla birlikte beslenme ve sanayinin sebep olduğu çevre kirliliğinin de riski artıran önemli faktörler arasında yer aldığını dile getirdi.

Yaş ilerledikçe kanser riskinin artığını belirten Uygun, "Kadınlarda
meme ve üreme organlarına ait kanserler ile erkeklerde prostat ve akciğer kanserleri ileri yaşlarda daha çok görülüyor. Sigara kullanımı kanser hastalıklarının yüzde 30’luk bölümünün nedeni olarak gösteriliyor. Kanser nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısı sigara kullanımına bağlı" dedi.

Fazla miktarda tuz da kanser etkeni     

Sigara kullanımının daha çok akciğer, gırtlak, mesane, yemek borusu gibi bölgelerde oluşan kanserlere neden olduğuna dikkati çeken Uygun, kırmızı etin fazla ve posalı gıdaların az tüketilmesinin bağırsak kanseri riskini arttırdığını belirtti.

Sebze ve meyvelerin iyi yıkanması gerektiğini, tarım ilaçlarının
özellikle bilinçsiz kullanımının birçok kanser türü için risk faktörü
olduğunu ifade eden Uygun, yine tuzun bol miktarda kullanıldığı
turşuların da kanser oluşmasında önemli olduğunu kaydetti.

Kanserin genetik özelliği

Doç. Dr. Uygun, bağırsak kanserlerinin yüzde 10, meme kanserlerinin yüzde 18-20 kadarının genetik olarak ailenin diğer bireylerine aktarılabildiğini belirtti. Böylesi bir hastalığın belirmesi durumunda ailenin diğer bireylerinin de kontrolden geçirilmesi gerektiğine işaret eden Uygun, ailesel olarak görülen hastalıkların önemli bir özelliğinin hastalarda erken yaşlarda ortaya çıkması olduğunu vurguladı.

Erken tanı hayat kurtarır 

Kanserin daha çok 50 yaş üstü insanlarda görüldüğünü dile getiren Uygun, şunları söyledi: "Kanserde erken tanı hayat kurtarır. Bu yüzden özellikle 50 yaşın üzerindeki herkesin yılda bir kez kontrollerden geçmesi gerekiyor. Hastalığa göre değişen bu kontrollerde mesela bayanların yılda bir kez mamografi yaptırmaları, cinsel olgunluğa ulaşan bayanların yılda bir kez rahim ağzı kanseri için jinekoloğa muayene olmaları gerekmektedir. Yine bağırsak kanseri için de yılda bir kez kontrolden geçilmelidir.Kanserin erken fark edilmesi ve tedaviye başlanması ile hastanın iyileşmesi daha da kolaylaşmaktadır. Yine erkeklerde görülen prostat kanseri için de 55 yaşından sonra yılda bir kez kontrol olması olası olumsuz bir durumu engellemek için yaşamsal önem taşımaktadır. Bu nedenle erken tanı hayat kurtarır ve herkesin kontrollerini geciktirmemesi, şüpheli bir durumun oluşması halinde deneyimli merkezlerde tedaviye başlamaları gerekmektedir."

''Bilimsel yntemlerin dışına çıkmayın''
Bilimsel yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılan kanserle ilgili çeşitli
öneriler sunan ve alanı olmayan insanların önerdikleri ilaç veya
bitkilerin faydası olmayacağını vurgulayan Doç. Dr. Uygun şunları kaydetti: "Maalesef tedavisine tam anlamıyla çözüm olmayan durumlarda hastalar, umut tüccarlarının eline düşüyorlar. Maddi ve manevi anlamda kayba uğrayan hasta yine bize geliyor ve aslında bıraktığından daha olumsuz bir şekilde dönüyor. Bu yüzden hasta ve yakınlarının bu konuya özellikle dikkat etmesi gerekiyor. Hastalığın tedavisi kadar kontrolü de önem taşıyor."

 

3月12日

KADIN

KADINLARIMIZ

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

   NAZIM HİKMET

TÜRKİYEM

 

TÜRKİYEM
   
3月11日

PADİŞAH ANNELERİ

Hangi padişahın annesi nereli?

Hangi padişahın annesi nereli?

Osmanlı Tarihinde tahk kavgaları ve entrikalarla isimleri anılan padişahların annelerinin büyük çoğunluğu yabancı asıllı. Çoğunluğun Rum olmasının yanı sıra, Yahudi, Sırp, Fransız ve Venedikli de bulunuyor. İşte teker teker bütün Valide Sultanlar.


font boyutu küçülsün büyüsün


I. Murat'ın annesi Nilüfer Hatun:
Yarhisar tekfuru Mihalis’in kızıdır. Asıl adı Holofira'dır; müslüman olduktan sonra Nilüfer adını almıştır. Orhan Gazi'yle tanıştığı sırada Bilecik tekfurunun oğluyla nişanlıdır. Orhan Gazi ve adamları tarafından düğün gününde kaçırılmıştır.

Yıldırım Beyazıd'ın annesi Gülçiçek Hatun:
Aslen Rum olan gülçiçek Hatun'un türbesi bursa'da bulunmaktadır

Çelebi Mehmet'in annesi devlet Hatun:
Germiyanoğulları hükümdarı şah çelebi'nin kızı, ıı. Yakup Bey'in kız kardeşidir
.

II. Murat'ın annesi Emine Hatun:
Dulkadiroğlu Mehmed Bey'in kızıdır.
Kimi kaynaklarda ıı. Murad’ın annesi Veronika olarak geçer.




Fatih Sultan'ın annesi Hüma Hatun:
eski adı Despina olan bir Sırp olduğu söylense de Candaroğulları soyundandır
.

II. Beyazıd'ın annesi Gülbahar Hatun:
gülbahar Hatun'un Arnavut, Sırp veya Fransız asıllı olduğu sanılmaktadır

Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan:
Ayşe hafsa Sultan'ın kökeni hakkında çeşitli kaynaklarda iki değişik teori yer almaktadır.
Bunlardan birincisine göre Ayşe Hafsa Sultan'ın Kırım Hanı Mengli Giray'ın kızı olduğu öne sürülmüştür.
Ancak ikinci bir teoriye göre kanuni Sultan Süleyman Mengli Giray'ın kızından değil de, Yavuz Sultan selim'in başka bir eşi olan Avrupa kökenli bir cariyeden dünyaya gelmiştir.

II. Selim'in annesi Hürrem Sultan:
Leh asıllı Yahudi bir ailede doğan Hürrem Sultan'ın asıl adı roxelanne'dı (anastasiya lisowska
).

III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan:
1520’lerde henüz 10 yaşlarında bile değilken korsanlar tarafından kaçırılmış ve İstanbul'da dönemin en ünlü ticaret merkezi olan pera’daki köle tacirlerinden birine satılmıştı. Tam adı ve kaçırıldığı ülke kesin olarak bilinmemekle birlikte Osmanlı kaynaklarında yahudi bir ailenin çocuğu olduğundan bahsedilirken bazı tarihçiler onun Venedikli olduğunu iddia ederler.

III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan:
Safiye Sultan asıl adıyla Sofia Baffo 1530'ların sonunda Venedik'te dünyaya geldi. O da korsanlar tarafından kaçırılıp Osmanlı’ya getirildi
.

I. Mustafa'nın annesi Arnavut asıllıdır.
III. Mehmet'in cariyelerinden biridir. Oğlunun akli dengesi bozuk olduğu için sarayda önemli bir rol oynamıştır. Ancak ismi bilinmeyen nedenlerle tarihe geçmemiştir. Bazı güvenilmeyen kaynaklarda isminin Fuldane Sultan olduğu belirtilmiştir. Abaza asıllı olduğu bilinmektedir.

I. Ahmet'in annesi Handan Sultan:
Handan Sultan Rum asıllıdır ve doğduğu zamanki ismi Helen'dir. 1603 yılında oğlu I. Ahmet 13 yaşında tahta çıkarılınca Valide Sultan oldu.

Genç Osman'ın annesi Mahfiruz hadice Sultan:
Sırp asıllıdır ve doğduğu zamanki ismi mari'dir. Oğlu Genç Osman'ın 1618 yılında 14 yaşındayken tahta geçmesi üzerine Valide Sultan oldu. Kendisine devletlu ismetlu mahfiruz Valide Sultan ahiyat üs-şan hazretleri unvanıyla hitap edilirdi.





IV. Murat'ın annesi Kösem (Mahpeyker) Sultan:
Osmanlı tarihinin ünlü ve etkili kadınlarından olan kösem Sultan, 1590 yılında Bosna'da Anastasya adıyla doğdu. Bosna Beyler Beyi tarafından İstanbul'a Kızlarağası olarak gönderildi. 15 yaşındayken Sultan I. Ahmet'e haseki oldu.

IV. Mehmet'in annesi Turhan Sultan:
Rus asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Nadya idi. 12 yaşlarında iken kırım tatarları'nın eline esir düştü ve İstanbul'a getirilerek saraya verildi. Oğlu IV. Mehmet 1648 yılında 6 yaşındayken tahta geçince Valide Sultan oldu.

II. Süleyman'ın annesi Saliha Dilaşub Hatun:
Sırp kökenli olduğu söylenir.

II. Ahmet'in annesi Hatice Muazzez Sultan:
Yahudi leh asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Eva idi. Oğlu III. Ahmet tahta geçmeden öldüğü için Valide Sultan olamadı.

II. Mustafa ve III. Ahmed’in anneleri Emetullah Rabia gülnuş Valide Sultan:
1647 yılında girit adasında venedikli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının adı Retimo Verzizzi'ydi ve doğduğu zamanki ismi Evemia idi. 1695 yılında oğlu ıı. Mustafa'nın tahta çıkması üzerine Valide Sultan oldu.

I. Mahmut'un annesi Saliha Sultan:
Rum asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Aleksandra idi. Oğlu II. Mahmut'ın 1730 yılında tahta çıkmasıyla Valide Sultan oldu.

II. Osman'ın annesi Şehsüvar Sultan:
Sırp asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Mari idi. Oğlu III. Osman'ın 3 yıllık saltanatının ilk 2 yılı boyunca Valide Sultan oldu.

III. Mustafa'nın annesi Mihrişah Sultan:
Mihrişah Sultan Fransız asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Janet idi. Oğlu III. Mustafa tahta çıkmadan önce öldüğü için Valide Sultan olamadı
.

I.Abdülhamit 'in annesi Rabia Şermi Sultan:
Fransız asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi ıda idi. 1714 yılında III. Ahmet'in eşi oldu. 1732 yılında öldüğünde oğlu I. Abdülhamit 7 yaşındaydı. I. Abdülhamit annesinin ölümünden ancak 42 sene sonra tahta çıktı. O yüzden Rabia Sermi Sultan, Valide Sultan unvanını alamadı





III. Selim'in annesi Mihrişah Valide Sultan:
Ceneviz asıllıydı ve doğduğu zamanki isminin Agnes olduğu sanılmaktadır. 1789 yılında oğlu III. Selim'nın tahta çıkması üzerine Valide Sultan oldu.

IV. Mustafa'nın annesi Sineperver Valide Sultan:
Bulgar asıllı’ydı. Doğduğu zamanki ismi Sonya’ydı.

II Mahmut'un annesi Nakşidil Sultan:
Fransız asıllı olduğu düşünülen nakşidil Sultan Osmanlı kaynaklarında padişah ıı. Mahmut'un öz annesi olarak bilinmekle birlikte, bazı batı kaynaklarında ıı. Mahmut'u evlat edinerek yetiştiren kadın olduğu öne sürülmüştür. II. Mahmut 1808 yılında tahta çıktığında nakşidil Sultan Valide Sultan oldu.

I. Abdülmecit'in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan:
Bezmiâlem Valide Sultan genel kabul gören bilgilere göre, müslüman Kafkas kavimlerinden birine mensuptur. Yahudi asıllı olduğuna dair bir iddia da ortaya atılmıştır.

Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan:
Pertevniyal Sultan Romen asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi besime'ydi. 25 haziran 1861 tarihinde Sultan abdülmecit'in vefatı üzerine oğlu Abdülaziz tahta geçince Pertevniyal Sultan da Valide Sultan unvanını aldı.

V. Murat'in annesi Şevkefza Sultan:
Şevkefza Sultan çerkes asıllıydı. Oğlu v. Murat'ın 1876 yılındaki 3 aylık padişahlığı sırasında Valide Sultan oldu.

II. Abdülhamit 'in annesi Tirimüjgan Kadınefendi:
Trabzon'da esir pazarından alınma, dansçı bir çerkes kızıdır. Şapsığ kabilesindendir.Sultan 2. Abdülhamit annesi için bizzat, haremdeki cariyeleri kastederek 'bunlar da çerkesdir bizim Validenin soyu' dediğini Ayşe Osmanoğlu hatıralarında belirtmiştir. Şehzade abdülhamit 10 yaşındayken eski ahşap Beylerbeyi sarayı'nda veremden öldü. O yüzden Valide Sultan olamadı.

Mehmet Reşat'ın annesi Gülcemal kadınefendi:
Arnavut asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi sofi idi. Gülcemal kadın efendi 29 aralık 1895 tarihinde oğlu padişah olmadan önce vefat etti. O yüzden Valide Sultan olamadı.

Mehmet Vahdettin'in yani Gül üstü kadın efendi:
Çerkes asıllıydı. Oğlu, annesinin ölümünden çok sonra, 57 yaşındayken tahta çıktığı için Gulüstü kadın efendi hiçbir zaman Valide Sultan olamadı

Kaynaklar: genelogy of daniel thomas rogers, genelogy of the ottoman royal family, ımperial harem woman and sovereignty in the ottoman empire

İNTERNETHABER

BASIN AÇIKLAMASI

 

Bir utanç haberi.
 www.betsa.tr.cx
Arkadaşlar,
minerva74 arkadaşımızın yorum olarak yazığı metin aşağıdadır.
Bilgilerinize sunar.  (http://minerva74.spaces.live.com/) 'a çok çok teşekkür ederim.
Saygılarımla. Bu oyunlara gelmemek lazım...
 
BASIN AÇIKLAMASI BİSMİL`DEKİ PKK MEZARLIĞIYLA İLGİLİ

  T.C.

DİYARBAKIR VALİLİĞİ

SAYI: 67     15.04.2005

BASIN   AÇIKLAMASI

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

 

        Bazı basın yayın organlarında “Skandal Türkiye’de PKK mezarlığı var” ve “PKK mezarlığı Kuzey Irak’ta değil Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde” şeklinde haberlere yer verilmiş ve terör örgütüne ait olduğu belirtilen mezarlık ve terör örgütünün sözde bayrağının yer aldığı fotoğraf yayınlanmıştır.

        Valiliğimiz tarafından yapılan söz konusu haberin asılsız olduğu ve gerçeği yansıtmadığı, ilimiz Bismil ilçesinde böyle bir mezarlığın olmadığı, kamuoyunun yanlış yönlendirilmemesi gerektiği yönündeki açıklama ve düzeltme metni ilgili basın organlarına gönderilmiş ve bu basın organlarınca gerekli cevap ve düzeltmeler yayınlanmıştır.

        Ancak son günlerde bazı internet sitelerinde aynı haber ve fotoğrafların kullanılarak yayın yapıldığı, fotoğrafların e-mail yolu ile basın yayın kuruluşlarına ve kişilerin e-mail adreslerine gönderildiği tespit edilmiştir.

        Yayınlanan cevap ve düzeltme metinlerinde de belirttiğimiz gibi ilimiz Bismil ilçesinde böyle bir mezarlık bulunmamaktadır. Bazı çevreler tarafından maksatlı olarak bu tür haberler yayınlanıp vatandaşlarımız yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

        Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Diyarbakır Valiliği

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

http://www.diyarbakir.gov.tr/haberdetay.asp?id=126

 
 
3月10日

ATATÜRK

 

Yıkın Heykellelerimi!

Ben, Mustafa Kemal’im…Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,

Hala en kakiki mürşit, değilse ilim, Kurusun damağım, dilim,

Özür dilerim…Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Özgürlük hala, En yüce değer değilse eğer…

Prangalı kalsın diyorsanız köleler…Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı, Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,

Baş tacı edebiliyorsanız Sanatın içine tüküren adamı…

Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın. Anlamı kalmadıysa

Yurtta sulh, dünyada barışın. Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.

Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Özlediyseniz çağın gerisinde kalmayı. Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi.

Hala medet umuyorsanız

Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek… Karanlık geleceğe girsin diyorsanız,

Yobazın gazabından ürkerek… Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız;

Budur bizim alın yazımız…Unutun tüm dediklerimi.Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

Fazla geldiyse size, Hürriyet, Cumhuriyet…

Özlemini çekiyorsanız, Saltanatın, sultanın…

Hala önemini anlamadıysanız, Millet olmanın…

Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…

“RAHAT BIRAKIN BENİ…”