Ali's profile MERHABA DOSTLAR ! ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 25

    ÖSS

    ÖSYM Başkanı iki aşamalı ÖSS'yi anlattı

    Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2010 yılından itibaren uygulamaya konulacak iki aşamalı üniversiteye giriş sınavının birinci basamağının mevcut sistemdeki ilk dört testin soru sayısının biraz daha artmış, ikinci basamağının da eskiden uygulanan iki basamaklı sistemin gelişmiş hali olduğunu belirttiYarımağan, YÖK’ün kararıyla gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlayacak yeni sisteminin ana hatlarını AA muhabirine anlattı.

    Yeni sistemin iki aşamadan oluştuğunu, ikinci aşamada yabancı dil dahil toplam beş ayrı sınav uygulanacağını ifade eden Yarımağan, birinci aşamanın Nisan başlarında, ikinci aşamanın da Haziran sonlarında iki hafta sonu cumartesi-pazar günleri gerçekleştirilmesinin planlandığını bildirdi. Yarımağan, "Yeni sistem, eskiden uygulanan iki basamaklı sınava dönüş değil ama eskinin tam gelişmiş hali denilebilir" dedi.

    Üniversiteye girişte 1999’da geçilen sistemin olumsuz etkileri olduğunu belirten Yarımağan, ÖSS’de ortak derslerin okutulduğu 9. sınıftan sonra soru yöneltilmediği için öğrencilerin bu sınıftan sonraki sınıfların derslerine ilgi göstermediğini belirtti. Dolayısıyla öğrencilerin üniversiteye "yetersiz"
    geldiklerini kaydeden Yarımağan, şöyle konuştu:

    "Mesela Matematik’ten, Fizik’ten, Kimya’dan 9. sınıf sonrasından hiç soru sormuyorduk. Sormadığımız için de öğrenci o konuları sınıfını geçecek kadar çalışıyordu, çok fazla kendini vermiyordu. Hatta şöyle olumsuz durumlarla ilgili bize bilgi geliyordu: Bazı öğretmenler öğrenciye destek olmak için 11. sınıf
    programındaki dersi anlatmıyor, (nasıl olsa bu konu üniversite sınavında sorulmuyor) diye 9. sınıf ve ilköğretimdeki konuları tekrar ediyor. Amaç, daha çok sayıda öğrenci üniversite sınavını kazansın, hem öğrenci avantajlı çıksın hem de okul daha çok öğrenciyi üniversiteye soktuğu için avantajlı çıksın. Bu, çok olumsuz bir durumdu.

    Bu nedenle 2006’da biz bu olumsuz durumu kısmen düzeltmek için sistemi değiştirerek, mümkün olduğunca lise müfredatını kapsayan sorular sormaya başladık. Tabii bunu yaparken seçmeli derslerden değil, zorunlu derslerden
    sorular soruyoruz. Yalnız bu değişikliği yaparken 1999 öncesine, yani iki basamaklı sınava olduğu gibi dönmedik. Tek oturumda bunu gerçekleştiren bir model oluşturduk. Tek oturumda, yani şu anda uygulanan sistemde hem ortak müfredata dayalı sorular hem de lisenin son yıllarında okutulan zorunlu alan derslerine dayalı sorular soruyoruz. Bu değişiklik, sistemin getirdiği eski olumsuzlukların bir kısmını düzeltti. Öğrenci artık 9 ve 10. sınıftaki Matematik, Fizik, Kimya, Sosyoloji, Psikoloji gibi derslere önem veriyor."

    Yarımağan, mevcut sistemin de bazı olumsuzlukları bulunduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Tek oturumda, 195 dakika süre vererek, bu süre içinde öğrenciden çok şey istiyoruz. Bu süre içinde 10-15 dersteki bilgisini bize aktarmasını bekliyoruz. Bu, ölçme açısından çok sağlıklı bir ortam değil. Öğrenci örneğin 15 dakika Coğrafya, 20 dakika Tarih, 10 dakika Sosyoloji, 10 dakika Kimya sorusu cevaplayacak. Birbiriyle çok da ilişkili olmayan sorulara cevap verecek. Üstelik bazı derslerden öğrencinin bilgisini tam ölçmek de mümkün olmuyor. Mesela Sosyoloji’den 3, Coğrafya’dan 8-10 soru soruyoruz. 3-5 ya da 8-10 soruyla
    öğrencinin belirli derslerdeki bilgilerini ölçmek çok da sağlıklı olmuyor.

    Mevcut sistemin olumsuzlukları, kısa sürede birbiriyle çok da ilgili olmayan derslerden ölçme yapılması, ders düzeyindeki soru sayıları çok az olduğu için ders düzeyinde ölçümlerin çok sağlıklı olmaması, puanlar hesaplanırken ders düzeyinde değil ders grubu düzeyinde hesaplama yapılması... Mesela biz şu anda
    Fen puanı hesaplıyoruz. Fen puanının içinde Fizik, Kimya, Biyoloji ayrımı yapmıyoruz. Oysa yerleştirme sırasında üniversitelerdeki bazı programlar için belki Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya’yı ayrı ayrı ölçmekte yarar var.

    Ayrıca mevcut sistemde tüm sorular çoktan seçmeli. Tüm soruların çoktan seçmeli olmasının eğitim üzerinde olumsuz etkisi var. Öğrencinin belli yetenekleri gelişmiyor. Bütün bunları dikkate alarak yeni bir model geliştirdik."

    "ÖLÇME-DEĞERLENDİRME AÇISINDAN DAHA SAĞLIKLI BİR SİSTEM"


    Yarımağan, yeni sistemde "soru türlerinin değiştirilmediğini, tüm soruların yine çoktan seçmeli test şeklinde olmaya devam edeceğini ancak ders düzeyinde ve o dersten daha çok soru yöneltilerek bir ölçme yapılacağını"
    vurguladı.

    Yarımağan, "Öğrenciler bir sınavda birbiriyle ilgisiz konulardan değil, birbiriyle ilgili birkaç dersten sorulara cevap verecek. Ölçmeyi eşit sürelerde yaparak, ders puanlarının karşılaştırılabilir puanlar olmasını sağlayacağız. Yani, ölçme değerlendirme açısından daha sağlıklı bir sistem oluşturuyoruz.

    İleriye dönük olarak da çoktan seçmeli test soruları dışındaki soru türlerinin sorulabileceği bir ortam yaratmaya, bunun altyapısını oluşturmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

    2010’da uygulanacak iki aşamalı sınavın ilk aşamasının "mevcut sistemdeki ilk dört testin soru sayılarının biraz artmış hali" olduğunu belirten Yarımağan, soru sayısının ne kadar artacağına ilişkin kararın henüz verilmediğini
    ifade etti. Yarımağan, "Şu anda uygulanan ÖSS’de ilk testlerde 30’ardan toplam 120 soru soruyoruz. 120 sorunun üstüne ikinci testler soruluyor ve öğrenci toplam 180 soru yanıtlıyor, 195 dakika da süre veriliyor. Yeni sistemde soru sayısı 160-180 dolaylarına çıkabilir. Verilen süre artmayacak, muhtemelen 3 saat olacak" dedi.

    Yarımağan, birinci aşamanın sonunda adaylar için sözel, sayısal ve eşit ağırlıklı olmak üzere üç puan türü hesaplanacağını ancak bu puanların aralıklarının ne olacağının henüz belirlenmediğini bildirdi. Birinci aşamadaki puanlarla meslek yüksekokulları ve açıköğretime girilebileceğini ifade eden Yarımağan, ayrıca bazı lisans programlarına da bu puanlarla girilebilmesine yönelik düşünceleri olduğunu söyledi.

    İKİNCİ AŞAMA NASIL YAPILACAK?

    Birinci aşamada başarılı adayların ikinci aşamaya başvurma hakkı kazanacağını kaydeden Yarımağan, ikinci aşamada dört ana alanda sınav yapılacağını, yabancı dil sınavının da ayrıca gerçekleştirileceğini ifade etti.

    Yarımağan, ikinci aşamadaki dört sınavın nasıl yapılacağını şöyle anlattı:


    "Aslında bu sınavlar, bugünkü mevcut sistemde iki numaralı testlere karşılık geliyor. Matematik-Geometri, Fen Bilimleri (Fizik-Kimya-Biyoloji), Edebiyat-Coğrafya ve Sosyal Bilimler (Tarih-Coğrafya ve Felsefe grubu) sınavları var. Aday, bu dört sınavdan hangilerine gireceğini bize başvurarak, bildirecek.

    Normal koşullarda adaylar bu sınavlardan ikisine girecekler. Ortaöğretimde bitirdikleri alana ve gitmek istedikleri bölüme bağlı olarak, bu sınavlardan ikisine girmeleri yeterli olacak. Örneğin Fen-Mühendislik alanındaki programlara gitmek isteyen adaylar, örneğin Matematik ve Fizik-Kimya-Biyoloji sınavına girecek. Buna karşılık İktisat-İşletme grubundaki programlara gitmek isteyenler ikinci aşamada Matematik-Geometri sınavıyla Edebiyat-Coğrafya sınavına girecek. Sosyal Bilimler alanındaki programlara gitmek isteyen adaylar ikinci
    aşamada Edebiyat-Coğrafya sınavı ile Sosyal Bilimler sınavına girecek. Yani adayların çok büyük çoğunluğu iki sınava katılacak. Yabancı dil puanıyla öğrenci alan programlara gitmek isteyen adaylar ise sadece yabancı dil sınavına girecek.

    Yabancı dil sınavına gireceklerin diğer dört sınavın hiçbirine girmelerine gerek yok. Ama aday birden çok gruptaki programlara gitmek, mesela hem Fen-Mühendislik programlarından hem de İşletme-İktisattan tercih yapmak istiyorsa o zaman dört sınavın üçüne girecek. Bir aday isterse bu beş sınavın beşine de girebilir. Ama bu çok istisnai bir durum olur. Bence adayların yüzde 99’u iki sınava, küçük bir kısmı üç sınava girecek. Dört ve beş sınava giren sayısı istisna olur."

    ÖLÇME NASIL YAPILACAK?

    Yarımağan, yeni sistemde "ölçme-değerlendirmenin" bugünkü sistemden farklı yapılacağını bildirdi. Öğrencinin başarısının "ders düzeyinde" ölçüleceğini ifade eden Yarımağan, yeni sistemin en önemli özelliklerinden
    birinin bu olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

    "İkinci aşamadaki sınavlarda mesela bir Fen puanı, Sayısal, Sözel ya da Eşit Ağırlıklı puan olmayacak. Aday hangi sınava girmişse o sınavdaki tüm derslerin puanı hesaplanacak. Mesela bir Fizik, bir Kimya, bir Biyoloji puanı olacak.

    Düşündüğümüz başka bir şey, soru kitapçıklarını da derslere göre ayırmak ve süreleri buna göre sınırlamak. Yani öğrenciye ’Al sana 180 dakika, Fizik, Kimya, Biyoloji sorularını bu sürede cevapla’ demeyeceğiz. Sınavda adaylara Fizik sorularını vereceğiz belli bir süre sonra alıp, Kimya sorularını, ardından diğer dersin sorularını vereceğiz. Bu durumda bütün adaylar mesela Fizik sorularını aynı sürede cevaplayacak. Dolayısıyla Fizik notları, eşit sürelerde cevaplanacağı için birbiriyle karşılaştırılabilir notlar olacak. Şimdi mevcut sistemde öğrencinin Fizik notlarını hatta Fen puanlarını birbiriyle karşılaştırdığımızda, bazı şüpheler var. Çünkü mevcut sistemde Fen sorularını cevaplamak için bir aday yarım saat harcıyor, diğer bir aday bir saat harcıyor. Yarım saat ve bir saat gibi farklı sürelerde cevaplanan soruların sonuçlarını birbiriyle karşılaştırdığınızda bu eşitsizlik oluşturuyor. Yeni sistemde ölçmenin daha sağlıklı olmasını sağlayacağız. Zaten gerek lisede, gerekse üniversitedeki tüm sınavlarda bu şekilde yapılıyor. Öğrenci hiçbir zaman lisede Fizik ve Kimya sınavına birlikte girmiyor. Üniversitede de böyle."

    HESAPLAMA

    Adayların yerleştirme puanları hesaplanırken hem ilk aşamadaki sınavda hem de ikinci aşamada katıldığı sınavlardaki başarıların dikkate alınacağını vurgulayan Yarımağan, birinci aşamadaki sınavın etkisinin ne kadar olacağının henüz belirlenmediğini bildirdi. Yarımağan, hesaplamada izlenecek yolu şöyle aktardı:


    "Örneğin Fen-Mühendislik programlarına girerken kullanılacak olan puanlar için birinci aşama artı ikinci aşamadaki Matematik-Geometri ve Fizik-Kimya-Biyoloji sınavı... Dolayısıyla aday toplam üç sınava girmiş olacak.
    Bu üç sınavın sonuçları hesaplama yapılırken birbirine yakın oranlarda kullanılacak. Üç sınavın içinde tabii alt testler var. Mesela birinci sınavda Türkçe, Fen testleri vardı, ikincisinde Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Biyoloji. Bunların hepsini kullanarak çok sayıda puanlar oluşturacağız. Örneğin sayısal grup için bir tek puan olmayacak. Bugünkü sistemde sayısal için tek bir puan var ve bu puan hem tıp fakültesi hem hemşirelik hem eczacılık hem fizik mühendisliği hem bilgisayar mühendisliği hem astronomi hem makina mühendisliği,
    hem ziraat mühendisliği gibi birbiriyle benzer olmayan programların hepsi için
    kullanılıyor.

    Yeni sistemde farklı puan türleri oluşturarak her puan türü için o puan türünün gerektirdiği bilgilerden oluşturulmuş bir sistem geliştireceğiz. Mesela tıp fakültesi için eğer Kimya ve Biyoloji bilgisi daha önemliyse tıp fakülteleri için bu derslerin ağırlığını biraz arttıracağız, tıp fakülteleri öğrenci alırken bu derslerin ağırlıklı olarak hesaplandığı puan türünü kullanacak. Makina mühendisliğine girerken Matematik ve Fizik’in ağırlığının daha çok hesaplandığı puan türleri kullanılacak. Bir tane sayısal puan yerine belki adı sayısal da
    olmayan örneğin 5-6 veya 8-10 tane çeşitlendirilmiş puan türü olacak. Yani ana puan türleri kendi içlerinde çeşitlendirilecek."

    Yarımağan, üniversitelerdeki hangi programların, hangi derslerin ağırlıklı olduğu puan türlerini kullanacaklarının fakültelerin de görüşü alınarak belirleneceğini ifade etti.                   ALİ DEMİR

     

    February 07

    ÖSS

     

    YENİ ÖSS

    ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2010'da geçilecek yeni üniversiteye giriş sistemi ile ilgili, "Aynı derslerden aynı biçimde sorular sorulacak. Hiçbir ek konu yok. Soru sayısı biraz fazla olacak. Yeni sistem öğrencinin lehine." dedi.

    'Sınav sistemi değişti, meslek liseliler istedikleri yere girecekler.' şeklindeki değerlendirmenin ise doğru olmadığını söyleyen Yarımağan, "Meslek liseliler için beklentiler çok ileri gitmemeli." diye konuştu. Yarımağan, yeni sistem ile açık uçlu sorular ile sınav yapmanın alt yapısının da oluşturulduğunu aktardı.

    ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, CİHAN'a 2010 yılında uygulamaya konacak üniversiteye giriş sistemi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Mevcut sistemde iki aşamanın tek bir oturumda gerçekleştiğini hatırlatan Yarımağan, bunun bazı sakıncaları da beraberinde getirdiğine dikkat çekti. Yarımağan, "Öğrenci, 3 saatlik sürede 180 soruya cevap veriyor, ama bu sorular 10-15 ders ile ilgili. Örneğin; öğrenci 10 dakika Tarih, 15 dakika Coğrafya, arkasından 5 dakika Felsefe, biraz Fizik, Kimya, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji düşünüyor. Bu durum ise ölçme açısından sağlıklı değil." dedi.

    Yeni sınavın bu noktada kolaylık getireceğini kaydeden Yarımağan, "Çocuk bilecek ki, bu sınavda sadece Matematik ve Geometri sorularına yanıt verecek. Kendini bu psikolojiye hazırlayacak." diye konuştu.

    SORU SAYISI ARTIRILARAK, ÖĞRENCİNİN DERS DÜZEYİNDEKİ BAŞARILARI BELİRLENECEK

    Mevcut sistemdeki olumsuzlukların bir diğerini ise ders gruplarının başarısını ölçmek olarak açıklayan Yarımağan, "Hiçbir zaman Fizik, Kimya, Biyoloji başarısını ayrı ayrı ölçmüyoruz. Fizik ve Biyoloji başarılarını aynı kefeye koyuyoruz. Oysa bazı programlar için fizik başarısı daha önemlidir, bazı programlar için Biyoloji başarısı." ifadesini kullandı.

    Yarımağan şunları dile getirdi: "Bugünkü sistemde SAY 2 puanı; tıpta, hemşirelikte, matemeatik- fizik- biyoloji bölümünde kullanılıyor. Oysa bu programlar için gerekli olan bilgi ve yetenek birbirinden oldukça farklı olabilir. Örneğin bilgisayar mühendisliğine giden öğrencilerin Kimya, Biyoloji bilgilerinden çok, belki Fizik bilgileri, Mantık bilgileri artı dil bilgileri önemlidir. Tıpa giden öğrenci için Biyoloji ve Kimya bilgileri ön planda olabilir. Biz bu gün aynı ölçüyü kullanırken, yeni sistemde bu programlara giderken farklı ölçüler kullanacağız. Yani puan türünü çok artıracağız. Puanları hesaplarken de ders başarılarını kullanacağız. Örneğin belli bir puan türünde fiziğin ağırlığı yüzde 20 olacak, Kimyanın ağırlığı yüzde 10 olacak. Bir başka puan türünde ise tersine Biyolojinin ağırlığı fazla olacak, Matematiğin ağırlığı biraz daha az olacak. Her yükseköğretim programının ihtiyacı için veya her yükseköğretim programı grupları için farklı puan türleri tanımlayarak, öğrencilerin seçme ve yerleştirme işlemlerinin daha sağlıklı olarak yapılmasını sağlamaya çalışacağız."

    "AYNI DERSLERDEN AYNI BİÇİMDE SORULAR SORULACAK"

    Öğrencilerin hazırlanması açısından mevcut sistem ile yeni sistem arasında hiçbir fark bulunmadığını aktaran Yarımağan, "Öğrenci hangi alanlardaki programa gitmek istiyorsa, onunla ilgili derslerini iyi öğrenecek. Yani Fen mühendisliğe gitmek istiyorsa; Matematik ve Fen dersleri ağırlıklı olarak değerlendirilecek." şeklinde konuştu.

    Yarımağan, şunları dile getirdi: "Aynı derslerden aynı biçimde sorular sorulacak. Hiçbir ek konu yok. Sadece mesela, MAT 2 testi, bir sınavdaydı; biz onu oradan çıkardık. MAT 2 Testini ayrı bir sınav yaptık. Öğrneğin Haziran'da öğrenciler bugünkü MAT 2 testi yerine ayrı bir sınava girecekler. Lise müfredatında olan sorular sorulacak. Soru sayısı biraz fazla olacak. Öğrenciye de 2 puan hesaplıyoruz. Bir Matemetak bir Geomerti puanı hesaplayacağız. Bugünkü sistemde ise Matematik ve Geometriyi karıştırıp, tek bir puan olarak hesaplıyorduk. Niye böyle bir ayrışmaya gittik? Belki Mimarlık fakültesine girerken; Geometri Matematiğe göre daha önemli. Mimarlık ve benzeri programlara girerken kullanılan puan türünde, Geometrinin ağırlığı daha fazla."

    "VELİLERDEN ŞİKYET GELDİ AMA HİÇBİR ŞEY ALT ÜST OLMUYOR"

    Yeni sistemin açıklanmasının ardından bazı velilerden, 'Çocuğum bir buçuk yıl sonra sınava girecek. Bugünkü sisteme göre hazırlığımızı yapmıştık. Her şey alt -üst oldu.' şeklinde yakınmalar geldiğini aktaran Yarımağan, "Hiçbir şey alt - üst olmuyor." dedi.

    Öğrencinin alan seçmesinde ya da hazırlanmasında hiçbir fark olmadığını aktaran Yarımağan, "Tek fark öğrenci tek sınav yerine, ayrı zamanlarda üç sınava girecek. Daha rahat bir ortamda, daha çok soru cevaplayacak. Bunun öğrencinin lehine olduğunu düşünüyorum." ifadesini kullandı.

    "MESLEK LİSELİLER İÇİN BEKLENTİNİN ÇOK İLERİ GİTMEMESİ LAZIM"

    "Beklentilerin büyük olmasından kuşku duyarım." diyen Yarımağan, 'sınav sistemi değişti, meslek liseliler istedikleri yere gidecekler biçimindeki' bir değerlendirmenin doğru olmadığını vurguladı.

    Yarımağan, "Bir kere, bu ikinci sınavda (Lisansa Yerleştirme Sınavları) soracağımız gerek matematik, gerek fen, gerekse sosyal bilimler soruları, öğrencileri lisans programlarına hazırlayan, genel lisenin müfredatına dayalı olacak. Buradaki matematik testinde, meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin başarılı olma şansı çok yüksek değil. Ama, teknik liseden gelen... Bildiğim kadarıyla teknik liseler, lise fen koluyla eşit dersleri okuyorlar. Teknik liseden gelen bir öğrencinin Fen ve Matematik testlerinde başarılı olup, sınavdan iyi bir derece elde etmesi mümkün olabilir, ama örneğin endüstri meslek lisesinin belirli bir alanından gelen öğrencinin o düzeyde başarılı olma şansı yoktur. Meslek liseliler için beklentilerin çok ileri gitmemesi lazım. Tabii ki, çok başarılı meslek liseliler, önlerinde katsayı farklılığından doğan bir engel yok ise veya bu engel küçük ise... Ama bu engel hiç olmasa bile, yani katsayı eşit uygulansa bile, müfredat nedeniyle, okulun amacı nedeniyle meslek liselilerin lisans programlarına gitmesinde zaten zorluk var.

    En çekindiğim konu şudur: Diyelim bir meslek liseli öğrenci, bir mühendislik programına gitmek için, matematik ve fen testlerine cevap vermesi lazım. Oysa liselerde okutulan matematik ve fen derslerinin tümünü o meslek lisesinde okumadıysa, bir kısmını eksik okuduysa, bu açığını gidermek için dershaneye giderse, dershaneye gitmesine rağmen başarılı olma ihtimali çok yüksek olmadığı için, hayal kırıklığına uğrayabilir. Zaten meslek lisesinin amacı öğrenciyi mühendisliğe hazırlamak değildir.

    Eğitimini başından beri bütünlük içinde gören öğrenci ile böyle tamamlama eğitimi ile eksiklerini gidermeye çalışan öğrencinin durumu birbirinden farklı olur. Öbür öğrenci girişten itibaren belli bir bütünlük içinde. birbiri ile ilişkileri ile öğrendiği için, o bilgileri daha iyi hazmetmiştir. Eksiğini dershanede kısa sürede gidermeye çalışan öğrenci, aynı şansa sahip değildir. Sınav sistemi değişti herkes her istediği yere gidecek, şeklindeki beklenti, bence gerçeği yansıtmıyor. Ve öğrencilerde gerçekçi olmayan bir beklenti oluşturabilir. Ben bunu tehlikeli bulurum."

    ORTAÖĞRETİM BAŞARISININ SINAV PUANINA NE TÜRLÜ KATILACAĞINA YÖK KARAR VERECEK

    ÖSYM Başkanı Yarımağan, 0.3 ve 0.8 katsayıları ile ilgili ise, ortaöğretim başarısının bir şekilde yerleştirme puanına dahil edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Yarımağan, "Sınav puanı belirlendikten sonra, bunun üzerine, ortaöğretim başarı puanı bir türlü, belirli bir katsayı ile çarparak, eklenmesi lazım. Ama bu farklı katsayılar ile çarpılır, aynı katsayılar ile çarpılır, bugünkü katsayılar aynen korunur ya da değiştirilir... Yasa diyor ki, üniversiteye girişte ortaöğretim başarısı belirli bir biçimde dikkate alınır. Dolayısı ile katmak zorundayız. Yasa değişitirilmediği sürece katılması gerekli. Ama nasıl katılacağı YÖK'ün yetkisinde. O konuyla ilgili bir karar ise alınmadı." dedi.

    ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 99'U SINAVLARIN İKİSİNE VEYA BİRİNE GİRECEK

    Mevcut sistemde öğrencilerin istedikleri alandaki testleri cevaplayabildiklerini hatırlatan Yarımağan, şunları söyledi: "Ama bunun üzerine ortaöğretim başarı puanı düşük bir katsayı ile eklendiği için, şansı çok düşük oluyor. Bugünkü sistemde de isteyen aday MAT 2 testini, isteyen aday FEN 2 testini cevaplıyor. Yeni sistemde de 5 sınav. Bu sınavın saatlerini ayrı ayrı günlere koyacağız. Normal koşullarda, öğrencilerin yüzde 99 u bu sınavların ikisine veya birine girecek. Sadece yabancı dil puanı ile öğrenci alan programlara gitmek isteyen birine girecek. Büyük kısmı ikisine girecek. Ama içlerinden üçüne girenler az miktarda olabilir. Veya kendini denemek isteyen, değişik düşüncesi olup ta beş sınavın beşine de girmek isteyen çok az sayıda öğrenci olabilir. Ben bunları istisna olarak değerlendiriyorum."

    BU SİSTEMDE DERSHANEYE İLGİ ARTMAZ YA DA EKSİLMEZ

    Sınav sayılarının artmasının dershaneye ilgiyi artıracağı anlamına gelmeyeceğini söyleyen Yarımağan, "Bugünkü sistemde 10 fizik sorusu soruyarsak, yeni sistemde belki 40 fizik soru soracağız. 10 fizik sorusu yerine 40 fizik sorusu soracağız diye, öğrencinin dört katı fazla çalışmasına gerek yok. Sınavlar iki ay içinde yapılacak. Mesela ilk sınava Nisan ayında, ikinci sınava Haziran'ın 20'sinde ve 25'inde girecek. Ortaöğretimde yapıldığı gibi, lise 1, lise 2, lise 3'te bir sınav, liseyi bitirdikten sonra bir sınav yaparsanız, öğrenci dört yıl dershaneye gitme ihtiyacı duyabilir. Biz bütün sınavları lise bitiminde yapıyoruz. Cevaplayacağınız soru sayısının artması, hazırlanma sürecinde değişiklik yapmanız anlamına gelmez. 3 soru için 3 saat çalışıyorsanız, 6 soruya cevap vermek için 6 saat çalışmazsınız, yine 3 saat çalışırsınız. Dolayısı ile bu sistemin dershaneye olan ihtiyacı artırması ya da eksilmesi gündemde olmamalı." şeklinde konuştu.

    "AÇIK UÇLU SORULARLA SINAV YAPMANIN ALT YAPISI OLUŞTURULUYOR"

    Yarımağan, yeni sistem ile açık uçlu sorular ile sınav yapmanın alt yapısının oluşturulduğun aktardı.

    "Bu sistemin ikinci çıkış noktası, hemen olmasa bile birkaç yıl sonra açık uçlu sorularla sınav yapmanın alt yapısını oluşturalım." diyen Yarımağan, "1.5 milyon kişinin girdiği bir sınavda, açık uçlu soru sormak mümkün değil. Ama sınavları birbirinden ayırdığımızda, bizim beklentimiz, Matematik sınavına yaklaşık 500 bin kişi girecek, Fen sınavına 300 bin kişi girecek. 300 bin kişiye yaptığımız bir sınavda, açık uçlu soru sorabiliriz. Kısa cevaplı, açık uçlu sorular sorabiliriz." şeklinde konuştu.

    Dünyada bütün sınavlarını çoktan seçmeli test usulü ile yapan tek ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden Yarımağan; bu nedenle öğrencinin sentez yeteneğinin hiç gelişmediğini, analiz yeteneğinin ise kısmen geliştiğini belirtti. Yarımağan, "Dolayısı ile öğrenci üniversiteye yetersiz gidiyor." dedi.

    Açık uçlu sorularda, öğrenciden nasıl düşünüp, hangi işlemi yapıp, hangi sonucu bulduğunu yazmasının beklendiğini aktaran Yarımağan, değerlendirmenin de objektif bir biçimde yapılabildiğini söyledi.

    Yarımağan şöyle devam etti: "Örneğin, biz bugün test sorularında 'şu koşullarda şu kadar parayı bankaya yatırırsanız, üç ay sonra ne kadar faiz elde edersiniz' diyoruz. Altına da şık olarak yazıyoruz: 200 lira, 300 lira, 500 lira. Açık uçlu olduğunda, buna benzer küçük bir soru yine sorulabilir ama altına şıklar yazılmaz. Öğrenciden şu beklenir: Aylık faiz şu kadar olduğu için, bir yıl içinde şu kadar faiz getirir. İkinci yıl da şu kadar faiz getirir. Bunun toplamı da şudur. Yani, belki üç satır ile cevap verecektir. Bunun değerlendirmesinde de öğretmenler için talimat hazırlanıyor. Şu ara sonucu yazana bir puan, şu ara sonucu yazana iki puan, ana sonucu yazana da 3 puan. Toplam sorunun cevabı 5 puan. Kime 5 puan, kime 2 puan, kime 3 puan verileceği kesin kes belli. Şu savaşın sonunda kimler arasında hangi anlaşma yapılmıştır diyorsunuz. Bir hangi devletler arasında yapıldığını yazmasını istiyorsunuz, bir tarihini istiyorsunuz, bir de belki onun ile ilgili bir sonuç istiyorsunuz. Öğrenciden beklediğiniz üç bilgi vardır. O üç bilginin her birinin değerinin ne olduğu da bellidir. Değerlendirme talimatlarını yazarak, öğretmenlere dağıtıyorsunuz. Bu şekilde bir öğrencinin kağıdını iki öğretmene okutuyorsunuz, tabi kimlikleri gizli. Onlardan gelen sonuçlar birbiri ile tutarlı olursa o sonucu kabul ediyorsunuz. İki öğretmenden farklı sonuçlar gelirse, o zaman üçüncü bir öğretmen veya bir jüri tarafından okunuyor. Yani değerlendirme sağlıklı bir şekilde oluyor. Birkaç yıl sonra, bilemiyorum bundan sonraki yönetimler ne yönde karar alacaktır, ne şekilde gelişecektir, ama birkaç yıl sonra açık uçlu soruların da yer alacağı bir sisteme geçilebilir. Bu sistem, o alt yapıyı da kuruyor."

    Açık uçlu sorulardan öğrencilerin korkmaması gerektiğini dile getiren Yarımağan, "Bugünkü sistemden çok farklı değil. ama bence olumlu etkileri olacaktır. Bütün sınavların hepisini de açık uçlu yapmak şart değil. Bazı sorular gene çoktan seçmeli olabilir. Ama her şeyin çoktan seçmeli olması, eğitim üzerinde olumsuz etki yapıyor. Biz bunları önlemek istiyoruz." dedi.

                                ALİ DEMİR

    January 17

    ÖSS

    ÖSS’de sistem değişiyor

    ÖSS’de katsayılar değişiyor

    17 Ocak Cumartesi 2009

    Yüz binlerce üniversite adayının dört gözle beklediği, ÖSS’ye yönelik yeni düzenlemelerin ana hatları belli oldu. Başvurular, 16 Şubat-29 Mart tarihleri arasında yapılacak. Meslek lisesi mezunlarının, en azından kendi alanlarına yönelik fakültelere eşit koşullarda girme projesi, eşleştirmede yaşanan sorunlar nedeniyle, gelecek yıla ertelendi.
    Bu yıl olması muhtemel en büyük değişiklik, katsayılar arasındaki makasın daraltılması. 03-08 şeklinde olan katsayıların 06-08 haline getirilmesi bekleniyor. Böylece, alan dışı bir tercih yapan öğrencinin kazanma şansı, önceki döneme göre yüzde 50 daha artmış olacak. Örneğin, meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin hukuka girmesi için fazladan en az 45 soru yapması gerekiyordu. Şimdi bu sayı 25 civarına inecek.
    Meslek lisesi mezunlarına, kendi alanlarıyla ilgili fakültelerde, tıpkı lise birincilerine ayırılan kontenjanlar gibi, yani öğrencilerin kendi aralarında puan sıralamasına sokulacağı yüzde 5’lik bir kontenjan ayırılması da gündemde. Ancak eşleştirme işlemi gerçekleşmediği için o da gelecek yıla kalabilir.
    Peki, YÖK bütün bu düzenlemeleri neden şimdiye kadar yapmadı derseniz, eski alışkanlıktır derim. Kişiler ve bakış açıları ne kadar değişse de kurumsal hantallık hiç değişmiyor...
    ÖSS’de asıl büyük değişikliğin gelecek yıl gerçekleşmesi bekleniyor. Öngörülen yeni düzenlemeye göre, her şey sil baştan yeniden ele alınacak. İki turlu sınav sisteminin ilki elemeye yönelik olacak. Asıl önemli sınavlar ise ikinci turda gerçekleşecek.
    İki gün sürecek bu sınav turunda beş ayrı sınav yapılacak. Örneğin, cumartesi günü 10-12 saatleri arasında Matematik, 14-16 saatleri arasında Fizik-Kimya-Biyoloji, pazar günü 10-12 arası Türkçe, 14-16 arası Tarih-Coğrafya-Felsefe ve 18-20 arasında da yabancı dil sınavı uygulanacak.
    Puanlama ise bugünkünden çok farklı olarak gerçekleşecek. Örneğin Sayısal, Sözel, Eşit Ağırlık’lı puanlar yerine her dersin puanları ayrı ayrı hesaplanacak ve fakültelerin istedikleri puan türü de ona göre değişecek.

    Katsayıları değiştirin emri
    Geçenlerde, gazetelerde, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in, 28 Şubat sürecinde katsayıların değiştirilmesi konusunda YÖK’e emir verdiği haberleri çıktı. Demek ki bu işler emirle yapılıyor! Şu anda da katsayı değişikliği var. Acaba yine Genelkurmay’dan bir direktif mi geldi!..
    Haberin içeriğine bakıldığında, Çevik Bir’in, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz’e “gizli“ ve “kişiye özel” olarak gönderdiği belgede, imam hatiplere avantaj sağlandığı gerekçesiyle, katsayı sisteminin değiştirilmesi ve Orta Öğretim Başarı Puanı’nın oranın düşürülmesi gerektiği vurgulanıyor.
    Görünen o ki Gürüz, Çevik Bir’in emirlerini fazla ciddiye almamış. Çünkü o dönemde yüzde 8 olan katkı payı, daha sonra yüzde 22’ye yükseldi. Ve hâlâ da öyle gidiyor. Daha da komiği, okul başarı puanı önceki dönemde sadece ÖSS’de dikkate alınıyordu. Şimdi SBS’yi de içine alan çok geniş bir alana yayıldı.
    Artı ve eksileriyle fazlaca tartışılan bu uygulamayı, belli ki dün olduğu gibi bugün de hâlâ kimse anlayabilmiş değil. Zaten anlaşılır gibi de değil. Özellikle de SBS’deki haliyle...

    İÜ’de devir teslim
    İstanbul Üniversitesi’nde rektörlük devir teslim töreni pazartesi sabahı gerçekleşecek. Yeni rektör Yunus Söylet, yeni ekibiyle işbaşı yapacak. Söylet’in rektör yardımcıları, üniversite camiasını daha şimdiden şaşırttı. Söylet, beklenenin tam aksi bir kadro kurdu. Her kesimden temsilcilere üst yönetimde yer verdi. Yaptığı bu atamalar, dekan seçimlerine yönelik olarak da önemli ipuçları sağladı. Şu anki tablonun meali şöyle: Önceliğim kadrolaşma ya da siyaset değil vizyon ve acil sorunlara, acil çözüm...
    İşte Rektör Söylet’in muhtemel rektör yardımcıları: İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Çiğdem Kayacak, Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Nurkan Yağız ve İşletme Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Gökçen
    Özetin özeti: İstanbul Üniversitesi’ni tepside sunanlar bakalım şimdi ne buyuracaklar!..a.g.

    January 06

    uzay

    Samanyolu-Andromeda çarpışması çok daha yakın

    Güneş sisteminin de dahil olduğu Samanyolu galaksisinin, bugüne dek bilinenden daha büyük, bilinenden yüzde 15 daha geniş ve yüzde 50 daha yoğun olduğu, ayrıca sanıldığından daha hızlı döndüğü belirlendi.

    Samanyolu'na en yakın galaksi olan Andromeda'nın daha büyük olduğu ve galaksimizin onun küçük kardeşi olduğu sanılırken, son çalışmalar, her iki galaksinin ''ikiz kardeşler olduğunu'' ortaya çıkardı.

    ABD'deki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden Mark Reid, Kaliforniya Long Beach'de bugün yapılan Amerikan Astronomi Topluluğu'nun toplantısında yaptığı sunumda, ''Belirlenen farkların büyük önemi var'' dedi.

    Küçük kardeş değil ikiz kardeş

    Yaptıkları yeni haritalama çalışmasıyla, Samanyolu galaksisindeki madde yoğunluğunun bilinenden yüzde 50 fazla olduğunu anladıklarını ifade eden Reid, ''Daha önce Andromeda'nın baskın olduğunu ve bizimkinin, onun küçük kardeşi olduğunu düşünürdük. Ama şimdi biliyoruz ki bizler daha çok ikiz kardeşleriz'' dedi.

    Ancak bu bir açıdan da iyi bir haber değil. Çünkü daha büyük bir Samanyolu demek, 2 galaksi arasındaki çekim gücünün sanıldığından daha fazla olduğu ve dolayısıyla Samanyolu'nun, Andromeda ile hesaplanandan daha önce çarpışacağı anlamına geliyor. Ama yine de bu çarpışmaya henüz 2-3 milyar yıl bulunuyor.

    Haritalama yöntemi

    Yeni haritalama, dünya yörüngesindeki 10 adet radyo teleskop anteninin oluşturduğu sistemle, yeni doğmuş en parlak yıldızların değişik zamanlarda ölçülmesi ve bunların böylece 3 boyutlu konumlarının belirlenmesi yöntemiyle yapıldı.

    İlk kez uygulanan bu yöntemle, Samanyolu galaksisinin, kendi merkezi çevresindeki dönüş hızının daha önce bilindiği gibi saatte 792 bin değil, saatte 914 bin kilometre olduğunu da ortaya kondu.

    Hızın daha fazla olduğundan yola çıkılarak, galaksimizdeki ''Karanlık Madde''nin daha fazla olduğunu, dolayısıyla galaksinin yoğunluğunun, daha önce hesaplananın 1.5 katı olduğunu da gösterdi.
                                                                   ALİ DEMİR

    January 02

    ÖSS

    ÖSS ADAYLARI BU SENE ÇOK ŞANSLI!..


     


     

    ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2009'da ÖSS'ye girecek adayların, en şanslı adaylar olacağını açıkladı.

    Yarımağan, 2008'den 2009'da devreden öğrenci sayısının çok azaldığını belirterek şöyle konuştu:

    "2008'de ön lisans baraj puanını 160'tan 145'e, lisans puanını 185'den 165'e düşürdük. Bu durum binlerce öğrencinin üniversiteye girmesinin yolunu açtı. Ayrıca yeni açılan üniversiteler ve artırdığımız kontenjanlar sayesinde, geçmiş yıllardan dışarda kalan, üniversiteye giremeyen öğrenci sayısı hayli azaldı.

    Liselerin dört yıla çıkarılması nedeniyle bu yıl liselerden mezun olacak öğrenci sayımız 150 bin civarında olacak. Ayrıca 4 yıllık liselere eklenen dersler ve ders içerikleri bu öğrencileri diğer öğrenciler karşısında şanslı hale getirmiştir.

    Sonuçta bu yıl ÖSS'ye girecek olan öğrenci sayımızın 1 milyon 100 bin kişi olacağını tahmin ediyorum. Yapılacak artışlarla kontenjanların 600 bin civarında olacağını düşünürsek, bu yıl sınava giren her iki öğrenciden biri, bir bölüme yerleşecek."

    ÇALIŞMALAR SON AŞAMADA

    Meslek lisesi mezunlarının katsayı mağduriyetlerinin giderilmesi için YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak çalışma yaptıklarını belirten ÖSYM Başkanı Yarımağan, hazırlıkların artık son aşamaya geldiğini belirtti. Yarımağan şöyle konuştu: "Bu konuda açıklama yapma yetkisi YÖK'te olduğu için bir şey söylemek istemiyorum. Yapılan çalışmalarda çeşitli kurumlardan gelen öneriler değerlendiriliyor. Benim kanaatime göre meslek lisesi mezunlarının, kendi branşlarındaki üniversiteleri tercih etmeleri halinde katsayı mağduru olmaktan kurtarılacakları bir formül konusunda fikir birliğine varılmış durumda. Meslek liselerinde yeterli dersleri alamayan öğrencilerin yetiştirilmesi içinse, üniversitelerde bu derslerin okutulması düşünülüyor. Bu açıklamaların ocak ayının ilk haftası yapılacağını düşünüyorum."

    SORU SAYISI DEĞİŞTİ

    Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Uğur Dershaneleri ÖSS Koordinatörü Turgay Polat da, liselerin dört yıla çıkarılmasının ve konulan yeni dersler ile değiştirilen müfredatların bu yıl liselerden mezun olan öğrencilere büyük avantaj sağladığını belirterek şu bilgileri verdi: "2009 yılında yapılacak olan ÖSS'de soru sayıları ve ders içerikleri konusunda çeşitli değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler MEB'in liseleri dört yıla çıkarması ve değişen ders içerikleri sonucunda yapılmıştır. ÖSYM yaptığı bu değişiklik sonucunda hem testlerin soru sayılarında hem de içeriklerinde değişikliğe gitti. Ancak en önemli ve gizli değişiklik eklenen dersler ve bu derslerin içerikleri konusunda olmuştur. Bu da 2009 yılı öncesinde mezun olan öğrencilerin 4 yeni dersi yeniden öğrenmelerini gerektirmektedir."

      ALİ DEMİR


    December 26

    EĞİTİM

    Çalışkan öğrenciye müjde
    Çalışkan öğrenciye müjde
    15 Aralık 2008 Pazartesi 10:20
    Milli Eğitim Bakanlığı, 4 yıl olan lisenin 3 yılda bitirilmesinin yolunu açıyor. Peki bu nasıl olacak? İşte detaylar..
    Lisenin ilk üç sınıfında üstün başarı gösteren ve notları 90'ı geçen öğrencilere 'bir yıl erken mezuniyet' imkânı getiriliyor.

    Hazırlanan taslakla ilgili diğer öğretim dairelerinin ve il milli eğitim müdürlüklerinin görüşlerini aldıklarını belirten Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Merdan Tufan, değişikliğin önümüzdeki günlerde kurulda görüşüleceğini açıkladı.

    Ortaöğretim Genel Müdürü Emin Gürkan da amaçlarının 'başarıyı teşvik' olduğunu vurgularken, birçok ülkede benzer uygulamaların bulunduğunu hatırlattı. Gürkan, çalışmanın hayata geçmesi sonrasında 'öğrencilerin daha fazla okula bağlanacağını ve derslerine daha çok çalışacağını' kaydetti. Bu öğretim yılına yetiştirilmesi öngörülen uygulama, şu anda ortalamayı tutturan 50 bine yakın lise son sınıf öğrencisini etkiliyor.

    Liselileri yakından ilgilendiren Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme Yönetmeliği'ndeki değişikliğe göre, uygulamadan 9, 10 ve 11. sınıftaki notları 90 ve üzerinde olan öğrenciler yararlanabilecek. 11. sınıftaki öğrenci 12. sınıf derslerinden sınava girecek. Bu sınavlar 'ortalama yükseltme ve sorumluluk sınavları' ile birlikte yapılacak. 11. sınıf öğrencilerinin liseyi bir yıl erken bitirebilmesi için 3 şansı olacak. Öğrenciler haziran, eylül ve şubat aylarında bu şanslarını deneyecek. 11. sınıfın sonunda haziran ayında girdiği sınavlarda başarılı olan öğrenciler 12. sınıflarla birlikte diploma alacak.

    Hazirandaki sınavlarda geçemediği dersleri ise eylül ayındaki sınavda verebilecek. Yine de geçemediği dersler olursa şubat ayında bu derslerin sınavlarına girebilecek. Haziran ve eylül ayındaki sınavlarda derslerin önemli bir kısmını geçen öğrencilerin 12. sınıfa devam mecburiyeti olmayacak.

    Böylece bir yıl önce mezun olabilen öğrenciler üniversiteye bir yıl erken başlayabileceği gibi ÖSS'ye daha rahat hazırlanabilecek. Öğrenci, şubat ayında tüm derslerini verirse de liseyi 3,5 yılda bitirmiş olacak. Lise sondaki 50 bine yakın başarılı öğrenciyi ilgilendiren taslak, Bakan Çelik'in onayının ardından Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecek.                   
                                                            Ali DEMİR
    December 22

    ÖSS'DE PSİKOLOJİ ÇIKMAZI

    ÖSS’de psikoloji çıkmazı

    Eşit Ağırlık Puan Türü’nde ÖSS’ye giren öğrencilerin zorunlu dersleri arasında bulunan psikoloji dersi düzenlemeyle birlikte seçmeli dersler arasına alındı.

    Ancak ÖSS’de seçmeli derslerden soru sorulmuyor. Eşit Ağırlık öğrencileri şimdi ÖSS’de psikoloji sorusu çıkıp çıkmayacağını merak ediyor

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Kasım 2007’de yaptığı bir değişiklikle, liselerde öğrencilerin alanlara göre okuyacakları dersler yeniden düzenlendi. Yeni çalışma sonucunda, alanlara göre zorunlu ve seçmeli dersler belirlendi. Eşit Ağırlık Puan Türü’nde ÖSS’ye giren öğrencilerin zorunlu dersleri arasında bulunan psikoloji dersi düzenlemeyle birlikte seçmeli dersler arasına alındı. Ancak ÖSS’de seçmeli derslerden soru sorulmuyor. Eşit Ağırlık öğrencileri şimdi ÖSS’de psikoloji sorusu çıkıp çıkmayacağını merak ediyor.

    Liselerde öğrenciler daha önceden belirlenmiş olan kapsamda zorunlu ve seçmeli dersler okuyor ve bu derslerden zorunlu olanlar alan dersi sayılıyor. Öğrenciler ÖSS’ye de bu alanlardan katılarak yine alanlarına göre düzenlenen yükseköğretim programlarını tercih edebiliyor.

    Türkçe-matematik (ÖSS’deki karşılığı: Eşit Ağırlık Puan Türü) alanında yer alan öğrencilerin, alan dersleri olan matematik, geometri, edebiyat, Türkiye coğrafyası derslerinden soru çözmeleri gerekiyor. EA puan türünden sınava girecek öğrenciler için alan testi olan edebiyat-sosyal bilimler testinde psikoloji soruları da yer alıyor. Oysa yeni düzenlemeyle psikoloji dersi Türkçe-matematik öğrencileri için zorunlu değil, seçmeli ders.

    ÖĞRENCİLER AÇIKLAMA BEKLİYOR

    Sınavda psikoloji sorularına yer verildiği taktirde, öğrencilerin kendileri için alan dersi olmayan bir dersten soruyla karşılaşacaklarını belirten Uğur Dershaneleri ÖSS Koordinatörü Turgay Polat, “Bu alandan sınava girecek öğrenciler, psikoloji sorularının ne olacağı konusunda açıklama bekliyor. Çünkü ÖSYM hiçbir zaman seçmeli bir dersten soru sormadı” diyor. ÖSS’de EA puanı hesaplanan aday sayısının ortalama 400 bin olduğunu belirten Polat, “Psikoloji dersi gören ve sınavda çıkacak 5 soruyu doğru yanıtlayan öğrenci ile psikoloji dersi görmeyen ve soruları yanıtlayamayan öğrenci arasında en az 5 puan fark olur. Bu da 10 bin kişi demektir” diye konuşuyor.

    September 13

    MAKRO- MİKRO EVREN

     

     

    MAKRO- MİKRO EVREN

     
             NOT: Yukarıdaki adresi tıklayın, çıkan sayfadan mavi yazı ile yazılmış tripi tıklayıp indirin ve dikkatle izleyin!        Ali DEMİR
    September 08

    ÖSYM

     tara0013
     ÖĞRENCİLERİN DİKKATİNE!
     
       ÖSYM İle ilgili bilgilere aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz!
    August 15

    ÖSYS SONUÇLARI

    ORDU LİSESİ 2008 ÖSYS SONUÇLARI
             11/A
    1- MÜCAHİDE ÇALIŞ; Başkent Üniversitesi- Hemşirelik(Burslu)
    2- AYSEL AKYÜREK; Osmangazi Ünv.- Ziraat Müh. (Eskişehir)
    3- ÖZGÜR MADEN; KTÜ-Kimya (Trabzon)
    4- ŞEYDANUR ŞEBCİOĞLU; Atatürk Ünv.- Çevre Müh.
    5- MUSTAFA CAN KOÇAŞ; Azebaycan Ünv.- Mimarlık
    6- MERT BAŞ; OMÜ- Matematik
    7- CANER KAHRAMAN; Süleyman Demirel Ünv.- Elektronik Ve Haberleşme Mühendisliği.
    8- DEMET KESKİN; Selçuk Ünv.- Çevre Müh.
    9- ÖZLEM ÜNAL; Ege Ünv.- Deri Müh.
    10- BEYZA AKTAŞ; Dokuz Eylül Ünv.- Tekstil Müh.
    11- BETÜL IŞIK; ODTÜ- Gıda Müh.
    12- OĞULCAN AKBULUT; Maltepe Ünv.- Bilgisayar Müh.(İngilizce)
    13- SEMİH ŞAHİN; OMÜ- Fizik
             11/B
    1- VURAL KURNAZ; Dokuz Eylül Ünv.- İşletme
    2- YILDIRAY HEKİM;- Atatürk Ünv.- İşletme
    3- MERT YAŞAR;- Cumhuriyet Ünv.- İktisat
    4- TUĞÇE SAĞLAM;- Osmangazi Ünv.- İktisat
    5- MUSTAFA DOĞAN;- Gaziosmanpaşa Ünv.- kamu Yönetimi(Tokat)
    6- GİZEM ŞEBNEM KOÇ; Çanakkale Onsekiz Mart Ünv.- Maliye
    7- GİZEM AKSU; Kocaeli Ünv.- İktisat
    8- DEMET ULUCAN; Muğla Ünv.- Büro Yönetimi Ve Sekreterlik
    9- BERNA GENÇ; Gazi üniversitesi.- İktisat
            11/C
    1- MEHMET TOPÇUOĞLU; Kadir Has Ünv.- Uluslararası Finanas (Burslu)
    2- TUFAN KUVAN; OMÜ- Terme Meslek Yüksek Okulu- Muhasebe
    3- ZEYNEP ŞAHİN; Kastamonu Ünv.- İnebolu MYO- Muhasebe
            11/D
    1- AYBEGÜM AKÇİÇEK; Ankara Ünv.- İngiliz Dili Ve Edebiyatı
    2- HAMİDE MERCAN; Erciyes Ünv.- İngiliz Dili Ve Edebiyatı
            11/E
    1-KEVSER ŞENYURT; Abant İzzet Baysal Ünv.- Sosyal Bilgiler Öğretmenliği.
    2- ONUR SAPMAZ; Uludağ Ünv.- Türk Dili Ve Edebiyatı
    3- NAZAN ŞENYURT; Atatürk Ünv.- Coğrafya
    4- CAN EĞREK; Artvin Çoruh Ünv. -MYO- Pazarlama
    5- AYLİN ERDAŞ; Süleyman Demirel Ünv. - Aksu MYO- Organik Tarım
     
    13HAZİRAN 2008 ORDU LİSESİ KARNE TÖRENİ 01313HAZİRAN 2008 ORDU LİSESİ KARNE TÖRENİ 016
     
    Sınavda başarılı olan öğrencilerimi kutlar, üniversite yaşantılarında başarılar dilerim!    GülümsemeAli DEMİR
    July 15

    mizah

    Aşağıdaki adresi tıklayın, ilginç karikatürler göreceksiniz!..İyi eğlencelerGülümseme
     
    June 23

    TERCİH MOTORU

       11 HAZİRAN 2008 ORDU LİSESİ MEZUNİYET TÖRENİ 018 
    TERCİH MOTORU (ÖSS İÇİN)
     
    June 12

    REHBERLİK

    ÖSS öncesinde sakinleştirici ilaç kullanmayın!

     

    Öğrenci Seçme Sınavı
    (ÖSS) öncesinde yoğun kaygı yaşayan gençlerin, sakinleşmek için doktor
    kontrolü dışında kesinlikle ilaç kullanmamaları gerektiği belirtildi.
    Bilinçsiz kullanılan ilaçların, alerji, ateş, kaşıntı gibi istenmeyen
    yan etkilerin yanı sıra uyku ya da dikkat eksikliğine neden
    olabileceğinden öğrencilerin sınavdaki performansını olumsuz
    etkileyebileceği ifade edildi.
    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
    Prof. Dr. Elvan İşeri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sınav
    kaygısının, sınav öncesinde, sınav sırasında ya da sonrasındaki strese
    bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik ve duygusal tepkiler olarak
    tanımlandığını söyledi.
    Yaşamın belli dönemlerinde hemen hemen herkesin bu kaygıyı bir miktar
    hissettiğini hatta belirli düzeyde yaşanan kaygının kişiyi motive de
    ettiğini anlatan İşeri, "Ancak bazı gençlerde kaygı düzeyi öylesine
    yükselebilir ki sınav öncesi çalışma temposunu, sınavda da sınav
    performansını olumsuz etkileyerek başarıyı düşürebilir. Amaç kaygıyı
    tamamen ortadan kaldırmak değildir. Ancak yaşanan aşırı kaygının
    kontrolü ve baş edilebilmesi önemlidir" dedi.

    KAYGI BELİRTİLERİNE DİKKAT

    İşeri, sınav kaygısının, kalp çarpıntısı, nefes darlığı, göğüste sıkışma
    hissi, terleme, titreme, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, bayılma
    gibi fizyolojik belirtiler ile kendini gösterdiğini, korku, endişe,
    huzursuzluk, hayal kırıklığı, ümitsizlik, kontrolü kaybetme hissi gibi
    duygusal belirtilerin de söz konusu olduğunu kaydetti.
    "Başarılı olamayacağım", "Herkes benden daha iyi", "Bir yılım boşa
    gidecek", "Ailemin yüzüne nasıl bakacağım" şeklindeki olumsuz
    düşüncelerin sınav kaygısını daha da artırdığına dikkati çeken İşeri,
    "Bu durumda da dikkat ve konsantrasyon olumsuz etkilenebilir ve sınav
    başarısı düşebilir" uyarısında bulundu.
    İşeri, kaygının azalması ve duygusal rahatlamanın sağlanabilmesi için bu
    tür olumsuz düşüncelerin yerine "Elimden geleni yaptım, emeğimin
    karşılığını alacağım" diye düşünülmesi gerektiğini söyledi.


    ANTİDEPRESANLAR

    Sınav stresinin giderilmesi için bilinçsiz ve kontrolsüz ilaç
    kullanılmasının kesinlikle yanlış olduğunu vurgulayan İşeri, "Sınava
    çok az zaman kala ve bu zamana kadar sakinleştirici özelliği bulunan
    ilaçları kullanmamış olan kişilerin, böylesi bir yönteme başvurması,
    olumsuz sonuçlar doğurabilir" diye konuştu.
    İşeri, sakinleştirici ya da antidepresan türü ilaçların kullanılmaya
    başlandıktan 2-3 hafta sonra etkisini gösterdiğini belirterek, sınav
    günü ya da sınavdan bir kaç gün önce kullanılan ilaçların herhangi bir
    yararının olmayacağını söyledi.
    Antidepresan ilaçların, hekim tarafından kaygı bozukluğu ya da depresyon
    tanısı konulduğunda kullanılmasının uygun olduğunu ifade eden İşeri,
    "Böylesi bir tedavi alan kişilerde ilaçların kullanılması sınav
    öncesinde de devam etmektedir. Ancak hiç ilaç başlanılmamış kişilerin,
    sadece sakinleşmek ve sınav kaygısını gidermek için ilaç kullanması
    sakıncalı olabilir" dedi.
    İşeri, sınav günü ya da sınavdan birkaç gün önce başlanılan ilaçların
    kişiyi nasıl etkileyeceğinin bilinmediğini, bunun ancak uygulamadan
    sonra ortaya çıkabileceğini belirterek, şunları kaydetti:
    "İlaçların çeşitli yan etkileri olabilir, bu da sınav başarısını
    doğrudan olumsuz etkileyebilir. İlaçlar, mide ve bağırsaklarda sorun
    yaratabilir, bulantı, karın ağrısı, uykuda artma ya da azalma, iştahta
    değişiklik, dalgınlık, dikkat eksikliği, alerji, ateş, kaşıntı gibi
    istenmeyen yan etkiler yapabilir."
    İşeri, ilaçların eczacı ve arkadaş tavsiyesiyle değil, uzman hekimce
    verilmesi gerektiğini vurguladı.


    "EV YEMEKLERİ TERCİH EDİLMELİ"

    Sınavdan önceki gece ağır, yağlı yemekler yerine ev yemeklerinin tercih
    edilmesi, saat 20.00’den sonra gıda tüketilmemesi gerektiğini belirten
    İşeri, şu önerilerde bulundu:
    "-Aile bireylerinin gerginlik yaratacak konuşmalardan uzak durması,
    çocuklarının ellerinden geleni yaptığına inandıklarını belirten ifadeler
    kullanmaları uygun olacaktır.
    -Dışarıda kebap türü ağır yiyecekler yenilmemeli, bunun yerine az yağlı,
    hafif ev yemekleri tercih edilmeli,
    -Uyku kaçırıcı kafein içeren içeceklerden uzak durulmalı,
    -Günlük alışkanlıklar dahilinde bir gün geçirilmeli, o gece sınav
    stresinden uzaklaşmak için fiziksel yorgunluk verecek eğlencelerden uzak
    durulmalı,
    -Bedeni rahatlatacak fiziksel egzersizler yapılmalı,
    -Çok geç saatlere kalmadan uyumaya çalışılmalı,
    -Şekerli gıdalar beynin çalışmasını sağladığı için sınav sabahı bal,
    pekmez yenebilir."

    June 08

    market yutuyor

    Melih AşıkAçık Pencere

    Market yutuyor

    Bursalı okurumuzdan telaşlı bir haber; “Dev marketler Bursa’yı işgal ediyor. Belediye Başkanı uyuyor... Son olarak Maya İnşaat ve Hollandalı Corio, Bursa’da 210 milyon dolar yatırımla ‘Anatolium’ adlı dev bir alışveriş merkezi kurmaya başladı...”
    Bir başka okurumuz İstanbul’dan yazıyor:
    - Starbucks ve Gloria Jeans’ler kahvehaneleri, pastaneleri yutuyor... Carrefour’lar, Metro’lar, Migros’lar bakkalları, tuhafiyecileri, kırtasiyecileri ufalıyor... IKEA mobilyacıları, uluslararası moda devleri butikleri, terzileri bitiriyor. Bırakınız bankaların, sanayiin, sigortaların yabancıların eline geçmesini, bakkal, çakkal, tuhafiyeci, ayakkabıcı, özetle esnaf  büyük sermayeye yem oluyor... 
    Yakınmaları dinlerken aklımıza Ali Sirmen dostumuzun tespiti geliyor:
    “Halkımız hep sağ partilere oy verir, sol çözümler bekler.”
    Sevgili okurlarımıza soralım...
    - Halkımız oylarını sağ partilere verirken kapitalizme, liberalizme, küreselleşmeye vermedi mi? Bunun doğal sonucu da büyük balığın küçük balığı yutması değil mi? Başka ne gibi sonuç bekliyorduk...
    İktisatçı Mustafa Sönmez diyor ki:
    - Küçük girişimcinin, bakkalın, esnafın çöküşüne de neden olan büyük mağazacılığın, özellikle, kentsel merkezlerde inşası, bu esnaf çöküşünü getirdi. Haksız rekabetle karşı karşıya kalan küçükler hızla tasfiye oluyorlar. Bu merkezlerin, kentin dışında yer almaları hem küçüklere bir “pozitif ayrımcılık”, hem de kent dokusunun sağlıklı gelişimi açısından zorunlu idi ama AKP iktidarı ve öncekiler bunu pek önemsemeyip, yerli ve yabancı büyük sermaye girişimi olan bu yatırımlara gelişigüzel kucak açtılar, teşvik ettiler. Şimdi hem küçük girişimcinin tasfiyesi, iflası hem de kentlerin sağlıksız, hormonal, kirli büyümesi sorunu ile karşı karşıyayız.
    Bu yutulma olayı belediyeleri aşıyor.. Genel politikanın sonucu... Halkın paryalaştırma sürecinin bir parçası...

    May 25

    PSİKOLOJİ

     


    İLLÜZYON (Algı yanılması)
    Lütfen aşağıdaki adrese tıklayınız!
     
    11nr6
    May 19

    youtube

            DİKKAT!
    Aşağıdaki adresten YOUTUBE' a erişebilirsiniz!
     Not: Yukarıdaki adresi tıklayın, açılan sayfada (   Begin browsing'i ) tıklayın..)   Göz kırpma İYİ SEYİRLER!!
    May 11

    space

     

    space
     
    DİĞER SPACE ADRESİM; http://alidemir52.spaces.live.com
    +NEGATİF.COM PROFİLİM: Humanist
     
     
    May 04

    UYKU ve RÜYA

    UYKU VE RÜYALAR

     

    Uykuya niçin ihtiyaç duyuyoruz, uyku düzensizlikleri hangi hastalıklara işaret, uykunun dönemleri nelerdir, psikologlar rüyalar hakkında ne söylüyor, meditasyonda ne olup bitiyor???

    Evrime göz atacak olursak.
    . Uyku ilk olarak, günümüzden yaklaşık 3 milyon yıl önce bazı organizmalarda görülmeye başlanmış. İnsan türündeki biyolojik saatleri düzenleyen mekanizmaların geçmişiyse 500 milyon yıl öncesine dayanıyor.
    . Her ne kadar bireylerin uykuya duydukları ihtiyaç çeşitlilik gösteriyor olsa da normal bir insanın uykuda geçirdiği süre 6.5 saat ile 8.5 saat arasında bir değer oluyor.

    ANCAK
    . Çocuklar günün 2/3'ünü (16 saat) uykuda geçiriyorken yaşlandıkça bu süre günün 1/4'üne (6 saat) kadar düşebiliyor.
    . Nedeni henüz anlaşılamamış olsa da insanların uyuma süreleri ile ölüm yaşları arasında bir ilişki bulunuyor. Araştırmalar, uykuları anormal seviyelerde uzun ya da kısa olan kişilerin normal olanlara göre erken ölmeye daha yatkın olduklarını gösteriyor.

    Döngüsel Ritimler
    . Gün ışığı ve karanlığın günlük devrimi çerçevesinde evrimleşen döngüsel biyolojik işleyişlere döngüsel ritim deniliyor.

    Nasıl yani???
    . Sözünü ettiğimiz bu döngüsel ritimler dikkat ve uyarılmışlık seviyelerimizle ilişkili. Örneğin, kimimiz dikkatini gece daha iyi toplayabiliyorken kimimiz gün ışığında daha etkili çalışabiliyor. Neden dersiniz? Yanıt sizi çok da şaşırtmayacak. Uzmanların yaptığı araştırmalarda, içsel saatlerimizi kontrol eden bir takım sorumlu genler bulunmuş.
     
     

    "Melatonin"in rolü ne?

    . Döngüsel ritimlerin beynimizdeki sorumlu merkezi hipotalamus. Görüntünün gözümüze düştüğü bölge olan retinadan beynimize ulaşan ve yalnızca gün ışığı gibi kuvvetli ışıklara yanıt veren özel bir sinir yolu bulunuyor. Karanlıkta ise, beynimizin ortasında bulunan pineal bezi adına melatonin denilen bir hormon salgılıyor. Bu hormon hem uykuyu hem de cinsel uyarılmışlık seviyesini etkiliyor.
    . Gece nöbeti gerektiren işler, döngüsel ritimlerde aksaklığa neden olduğundan kişide sağlık problemlerini tetikleyebiliyor. Her ne kadar kimileri bu aksaklıktan diğerleri kadar etkilenmiyor olsalar da huzursuzluk ya da çalışma veriminde düşüş gösteren kişilerde melatonin tedavisine gidilebiliyor.

    Uykuya niçin ihtiyaç duyuyoruz?

    . Bu sorunun yanıtına dair tartışmalar hala sürüyor. Ancak uykunun öne sürülen işlevlerini şöyle listeleyebiliriz:
    1.) Vücudumuzdaki biyolojik işleyişleri yavaşlatarak enerji korumak.
    2.) Beden ve zihnimizi yenilemek, büyümek.
    3.) Gün içinde öğrenilenlerle belleği güçlendirmek.
    4.) Bilinçaltımızdaki korku ve bastırılmış güdülerle yüzleşmek (Freudyen yaklaşım).
    . Yalnızca bir gece uykusuz kalmış olmak bile ertesi gece uykuya hemencecik dalmamıza neden olabiliyor. Bunun nedeninin, uyanık geçen her saat beynimizin thalamus ve serebrum bölgelerinde sayısı artan adenozin isimli nörotransmitter olduğu düşünülüyor. Bu kimyasal beyinde uyarılmışlık yaratan sistemleri bastırıyor ve uzun süre uyanık kalan bedenin uykuya dalmasını tetikliyor.

     

    Uykunun evreleri

     

    EEG makinesi
    . Uyku birbirini takip eden bir takım evrelerden oluşuyor. Bu evreler sırasında kişinin yaydığı beyin dalgaları EEG adı verilen makineler sayesinde ölçülebiliyor. Kişi uykuya daldığı andan itibaren uykusu giderek ağırlaştıkça, beyin dalgaları da yavaşlayıp daha ritmik bir durum almaya başlıyor.
    . Uyanıkken beynimiz alfa dalgaları yayıyor.
    . Uykunun Erken Evreleri:
    Evre 1: Bu evre yalnızca birkaç dakika sürüyor ve bu süre içerisinde teta dalgaları gözlemleniyor. Göz hareketleri yavaşlıyor, kaslar gevşiyor, kan basıncı düşüyor ve kişi uykuya dalıveriyor.
    Evre 2: Bu evrede tetaya göre daha yavaş ve geniş dalgalar olan K kompleksleri gözlemleniyor. Alfa aktivitesi sona eriyor.
    Evre 3: Yavaş, geniş ve ritmik delta dalgaları gözlemleniyor. Delta dalgaları kaydedilen beyin aktivitesinin yarısını geçtiğinde kişi Evre 4'e giriyor. Kaslar gevşiyor, solunum yavaşlıyor, vücut ısısı düşüyor.

    REM Dönemi: Hızlı göz hareketleriyle tanımlanan bu dönemde kişinin gözleri göz kapağının altından sürekli titriyor. REM dönemi başlı başına farklı bir dönem olduğundan ilk 4 evre REM dışı evreler olarak da anılıyor.

    . REM döneminde ne olup bitiyor?
    Otonom sistem faaliyetleri artıyor: Nabız ve kan basıncı yükseliyor, soluk alıp verme hızlanıyor, hem kadın hem erkeklerde birkaç dakika boyunca cinsel uyarılmışlık durumu gözlemleniyor.
    Beyin dalgaları uyanıkken yaydığımız dalgalarla benzerlik gösteriyor: Bu da vücudumuz uykuda olsa bile beynimizin oldukça aktif olduğunu gösteriyor.
    Rüya görüyoruz: Gördüğümüz rüyaların birçoğu REM dönemi rüyaları.

    . Rüyalarımız neden bilim kurgu tadında oluyor?
    Çoğumuz rüyalarımızda garip yaratıklar, günlük hayatta rastlamayacağımız türden ilginç hikayeler görürüz. Bunun nedeni, beynimizin mantıksal işleyiş ve kavramadan sorumlu tutulan frontal bölgesinin rüya görüyor olduğumuz sırada aktif olmaması. Rüyalarımızda yine oldukça duygusal hissetmemizin nedeni ise aktivite düzeyi oldukça yüksek olarak saptanan amigdala bölgesiyle bağdaştırılıyor.

    Rüyalar hakkında.

    . Psikodinamik Görüş: Freud rüyaların, bilinçaltımızdaki düşünce, his ve isteklerin su yüzüne çıkabildiği bir pencere olduklarını düşünüyor. Çocukluğumuza kadar uzanan ve bilinçaltımıza ittiğimiz, bastırdığımız ve kökeninde cinsel arzularla öfke barındıran bu his ve isteklerle rüyalarımız yoluyla yüzleşebiliyoruz. Freud rüyaları ikiye ayırıyor:
    1.) Gizil anlamlı rüyalar: Bu rüyalar sembolik anlamlar taşıyor ki Freud'a göre psikolojik yorumların bu rüyalar üzerinden yapılması gerekiyor.
    2.) Görünür içerikli rüyalar: Bu rüyalarsa günlük hayatımızda duyduğumuz, yaşadığımız olaylarla bağlantılı olarak gördüğümüz rüyaları oluşturuyor.

    Psikodinamik görüşe göre, uyandığımız zaman rüyalarımızı unutuyor olmamızın nedeni bu rüyaların bizde kaygı uyandıran niteliklere sahip olması, haliyle uyanıkken onları bastırma eğiliminde oluyoruz.

     

    . Bilişsel Görüş: Bilişsel görüş, rüyaların uyanıkken aklımızı kurcalayan kaygı ve düşünceleri içeren zihinsel işleyişlerin bir sonucu olduğunu düşünüyor.Diğer bir deyişle, rüyaların yalnızca bir düşünce biçimi olduğunu savunuyor. Öyle ki, rüyaların bazen gün içinde çözümünü bulamadığımız kimi soru ve sorunlara çözümler üretebileceğimiz dönemler olduğunu öne sürüyor.

    Bilişsel görüşe göre rüyalar zihinsel gelişimle ilişki içerisinde.Yetişkinlerin rüyaları, çocuklarınkilere oranla daha karmaşık oluyor.

     
    . Biyolojik Görüş: Biyolojik görüşe göre uyku, belleğin güçlendirilmesinde çok önemli. Öğrenilen yeni bilgiler uyku sırasında yeniden işlenip yorumlanıyor. Bu görüşe göre, REM dışı uyku sırasında bu yeni bilgiler yeniden gözden geçirilirken, REM sırasında da eski bellek silinerek yeniden yapılandırılıyor.

    Meditasyon

    . Meditasyon yapan kişiler derin bir sükunet içine giriyorlar ve günlük hayattaki bilinçli düşünce akışlarını değiştirebiliyorlar. Basit bir uyarana odaklanarak -ki bu genellikle nefes sesi gibi gözden ırak bir uyarıcı oluyor- normal bilinçli düşünce akışlarına engel oluyorlar.
    . Meditasyon yoluyla kişi beyin dalgalarını değiştirebiliyor, kimi zaman uyku durumunda yaydığı dalgaları yayıyor. İşte bu yüzden de fiziksel koşulları normal bir insanı oldukça zorlayabilecek yüksekliklerde bile, soğuk havaya rağmen saatlerce meditasyon yapabiliyor.

    April 17

    301. MADDE

      Sürekli bahsedilen 301. madde nedir?

    "Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teskilatını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandası tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."

    Bu maddeyi kriz haline getiren ise; Savcıların, hangi söz veya eylemin eleştiri kapsamında olduğunu, hangilerinin aşağılama anlamını taşıdığını belirleyerek, söz konusu maddeye göre dava açması. Yani eleştiri sınırı savcının dünya görüşüne göre oynak bir zeminde bulunuyor.

    April 15

    ANADOL

     http://zekicalar.spaces.live.com/blog/cns!4F553DB67E5F04DD!777.trak

    ANADOL
                
                Amşamüstü otoyola çıkan bir Ferrari son sürat gidiyomuş. İleride yolun sağında bir Anadol görmüş. Yanında da yaşlı bi adamcağız çaresiz gözlerle yoldan geçenlere bakıyomuş. Adama acıyan Ferrarinin sürücüsü hemen durup seslenmiş:
                -Amca, gel seni İstanbul'a götüreyim, yarın bir tamirci getirip arabanı yaptırırsın.
                Yaşlı amca boynunu bükmüş ve demiş ki:
                -Oğlum, madem bir iyilik yapıyorsan tam yap. Benim bütün mal varlığım bu Anadol. Burada bırakırsam arabayı çalarlar. Sen beni İstanbul'a kadar çekiver.
                Ferrarinin sürücüsü de iyi bir adammış, yaşlı amcanın teklifini kabul etmiş:
               -Tamam amca, senin Anadol'u arkaya bağlayalım.
               Bir çekme halatı bağlayarak, önde Ferrari, arkada Anadol otoyolda gitmeye başlamışlar. Ferrarinin sürücüsü yolda giderken, "Acaba bir arabayı çekerken en fazla kaç yaparım?" diye düşünüp köklemiş gazı. 240, 260, 280 derken otoyolda adeta uçmaya başlamışlar ve bütün otomobilleri sollayıp geçmişler. Ferrari'nin çektiği Anadol'da bulunun yaşlı amca, bu kadar hız karşısında korkudan ne yapacağını şaşırmış ve korna çalıp, sellektör yapıp, Ferrari'nin sürücüsüne bağırmaya başlamış:
              -Sağa çekil!.. Sağa çekil!..
              Ertesi gün bir BMW sürücüsü oto sanayiye gidip, Anadol tamir eden bir dükkana girmiş ve demiş ki:
              -Usta, bana ikinci el bir Anadol bulacaksın ve onu 300 kilometre yapacak şekilde modifiye edeceksin.
              Oto tamircisi bu teklif karşısında çok şaşırmış:
              -Aman beyim, sen Anadol'a istediğini yap; 150'den yukarı çıkaramazsın. 151 yaparsa, ben sana bu dükkânın anahtarlarını veririm!..
              BMW'nin sürücüsü kızmış ve tamirciye dert yanmış:
              -Sen ne diyorsun yahu? Dün gece ben 250'yle giderken, yanımdan en az 280 yapan bi Ferrari geçti. Arkasında da kıçına kadar girmiş bir Anadol vardı. Herifçioğlu kornayla, selektörle Ferrari'den yol istiyodu!..
     
              Not: Bu fıkrayı gönderen Ercan Çalar'a teşekkürler(.http://zekicalar.spaces.live.com/blog/cns!4F553DB67E5F04DD!777.trak)